|
Resimli Madencilik
Terimleri Sözlüğü - R |
RADON, Atom numarası 86,
simgesi Rn olan radyumun ayrışmasından oluşan, soy gazlar grubundan radyoaktif
bir element. Atom ağırlığı 222 olup izotoplarınınki aktinon (An) 219 ve thoron
(Tn) 220 dir. Uranyum-radyum ayrışması sonucu oluşan radon, kaynak suları ile
yeryüzüne ulaşarak radyoaktif termal suların oluşmasını sağlar. Suların
radyoaktif içeriği—> Eman veya Mache birimleriyle ölçülür.
Radon 1900 yılında keşfedilmiştir. Radyumun
ayrışmasından sonra meydana gelen radon, beş gün kadar bir sürede gaz hâlinde
kaldıktan sonra başka bir elemente dönüşür.
Tıpta kanser tedavisinde kullanılır. Radon
gazı toprak ve kayalardan intişar edip sadece radyoaktif kayaç ve cevherlerin
aranıp bulunmasında önemli bir belirti görevini görür. Radyoaktivite
ölçümlerinde —> Anomali’ler
saptanır. Uçaklarla yapılan radyoaktif ölçümlerde muayyen bir yükseklikten
ölçümün yapılması önemlidir. Yükseklik artınca anomali kaybolabilir. Saptanan
anomaliler yer ölçümleriyle tahkik edilir. Bazen yere 70-80 cm lik sondajlar
yapılarak anomali tahkiki yapılır. Bazı durumlarda sondajla daha derinlere
inilerek kuyunun gammalog’u alınır. Sondajlar yeteri kadar çoğaltılarak alınan
gammalog’lara göre yorum yapılır.
Renksiz, tatsız, kokusuz ağır bir gaz olan
radon havadan yedi buçuk kez, hidrojenden ise yüz kez daha ağırdır. Teneffüs
sırasında ciğere alınan bu gaz radyoizotoplarını ciğerde bırakır. Zaman içinde
düşük seviyede radyasyon insanlarda akciğer kanserine neden olur. 1980 lerde
Amerikan Çevre Koruma Teşkilatı da yaptığı etüdlerde, madencilikte lağımlarda
yapılan çalışmalar sırasında; çıkan radon gazının, çalışan maden işçilerinin
akciğer kanseri olmalarına yolaçtığı da belirlenmiştir.
RADYAL
HAVALANDIRMA, Ocak alanı
çevresinde bulunan hava giriş kuyularından giren havanın, genellikle ocak alanı
merkezinde bulunan hava emiş kuyularından dışarı atılmasını veya bunun tersini
sağlayan havalandırma yöntemi.
RADYAL
VANTİLATÖR, —> Vantilatör.
RADYASYON,
1) Işıma. 2) Ses, ışık,
ısı veya radyoaktiviteden oluşan enerjinin zaman ve mekan bakımından yayılımı.
RADYASYONLA
ISITMA, Güneşin dünyamızı
ısıtmasına benzer şekilde ısı kaynağından çıkan ışınların arada bir iletici
ortama ihtiyaç duymadan bir cismi ısıtması (ışıma yoluyla ısıtma) olayı.
RADYASYON
PİROMETRESİ, Sıcaklıkla
renk arasındaki bağıntıdan ve termokulpdan yararlanılanarak yapılan sıcaklık
ölçme cihazı. —> Optik pirometre.
RADYATÖR,
Bir ısıtma veya soğutma
aygıtının yayma yüzeyini birbirine bağlı borularla artıran ve böylece ısıyı
dışarıya kolayca verebilen veya toplayabilen düzen.
RADYOAKTİF
CEVHER, Radyoaktiflik
özelliği taşıyan cevher. Bu tip cevherler uranyum ve toryum grupları olarak iki
grupta toplanır. Uranyum grubuna giren pehblend, uraninit ve davidittir. Daha
ender rastlanan cevherler ise; kornatit, tüyamanit, torbernit, otünit, uranofon
ve şrökingerittir. Uranyum cevherleri fosfatlar ve altın cevherleriyle
birleşmiş halde de bulunabilir. Pehblend aynı zamanda bir radyum cevheridir.
Toryumun en önemli cevheri ise monazittir.
RADYOAKTİF
METOT, Arazi üzerinde
topraktaki havanın iyonlaşma derecesinin ölçülmesi sonucu, iyonlaşmaya
sebebolan radyoaktif maddenin varlığının ve parçalanmasının saptanması esasına
dayanan jeofizik maden arama metodu.
RADYOMETRE,
1) Işınların enerjiye
dönüşümlerini gösteren (ışınölçer) aygıt. Işınsal enerji yoğunluğunun ölçülmesi
işlemi de “Işınölçüm” veya “Radyometri” diye isimlendirilir.
RADYOMETRİ,
Radyoaktif mineralleri
bulmak ve yerkabuğunun muayyen bir bölümünün yapısı hakkında sonuçlar çıkarmak
amacıyla yerkabuğunun sözü geçen muayyen bölümlerinde radyoaktif ışınlarının
ölçülmesi suretiyle yapılan ve uygulamalı jeofiziğin çeşitli metodlarını
kapsayan genel bir kavram.
RADYOAKTİVİTEYE DAYALI AYIRIM, Radyoaktif minerallerin (özellikle uranyumun)
kuvvetli surette yaydığı gama ışınlarının geiger aygıtı ve sintilometrelerle
kaydedilip ölçülmesi prensibine dayanan ayırma metodu. Bu usülde, ölçülen
radyoaktivite sistemdeki değerle karşılaştırılıp tane normal yörüngesinde
bırakılır veya basınçlı hava üflenerek konsantre yörüngesine itilir.
RAFİNASYON,
1) Petrolün içinde bulunan
yabancı maddeleri giderme ve petrolü kullanılabilir hale getirme işlemi. 2)
Metallerin, içindeki yabancı maddelerden arıtılması. 3) Tasfiye.
RAFİNERİ,
Rafinasyon yapılan yer,
tasfiyehane, arıtım yeri.
RAFLI
DESANSÖR, İçinde belli
aralıklarla, almaşık olarak karşılıklı yerleştirilmiş raflar yardımıyla,
madenin kelebe içinde, yerçekimi ile, alt düzeye düşük hızla akmasını sağlayan
taşıma düzeni.
RAMBLE,
1) Yeraltı imalatında
husule gelen boşlukların posta (pasa) veya benzer malzeme ile doldurulması. 2)
Dolgu. Madenin alınmasından hasıl olan boşluğun eksiksiz doldurulmasına tam
dolgu, ramble yapmakla görevli işçilere rambleci veya dolgucu denir.
RAMBLECİ,
—> Ramble.
RAMBLELİ
AYAK İŞLETME METODU, Daha
ziyade tavan ve taban taşları gevşek, cevheri sağlam olan maden yataklarında
ufki veya meyilli olarak cevherden kesilecek dilimlerin yerine, evher tarafında
işçinin çalışacağı kadar mesafe bırakılarak, maden yatağında meydana gelen
boşluğu doldurmak suretiyle tavan, taban ve bazan cevherin tutulması, işçilerin
çalışabilecekleri yerde bir desteğin sağlanması ve işletmeden dolayı yeryüzünde
tasman zararlarının asgariye indirilmesi için cevher, kömür ve tuz madenlerinde
uygulanan yeraltı (üretim) işletme metodu. Rambleli ayak işletme metodu
tahkimatsız ve tahkimatlı işletme metotlarının bir tamamlayıcısı olarak ince ve
az yatımlı damarlarda; başyukarı (ters V veya piramit), başaşağı (V), çapraz
dilikli, yatay dilimli, (ilerletimli, dönümlü); ince ve dik damarlarda; ters
gradenli, doğru gradenli, ters V veya piramit; orta kalınlıktaki damarlarda,
yatay dilimli (taban kesme klasik veya skreyperli), rekup (aşağıdan yukarı
dilimler), ters V veya piramit ve kalın damarlarda, yatay dilimli (yukarıdan
aşağıya dilimler) rambleli ayak işletme metodu diye sınıflandırılabilirler.
Rambleli işletme metotlarında hazırlık, alt ve üst ana nakliye galerileri
sürülüp tahkimatsız ve tahkimatlı ayaklarda olduğu gibi cevher içinden
başyukarı veya kelebe çıkılması suretiyle yapılır; kazılan maden alt nakliye
yolundan alınır üst nakliye yolundan da ramble malzemesi getirilir. Kullanılan
ramble malzemesinin cinsine göre ve getiriliş şekline göre ramble sistemleri
hidrolik-, pnömatik-, kuru (gravite) ramble olarak tasnif edilir. Ayrıca tam ve
kısmi ramble olarak da ayırım yapılır. —> Tam ramble. Kısmi ramble.
RAMBLE
MAKİNESİ, —> Mekanik dolgu makinesi.
RAMBLE
TELİ, Dolgu teli. Dolgu
perdesi.
RAMBLEYAJ,
—> Dolgu.
RAMGERET,
—> Kömür keseri.
RAMPA,
Maden yığınları, mermer
blokları veya yüklerin herhangi bir taşıyıcı araç üzerine yüklenmesi için, sözü
geçen araç yüksekliğindeki düz platform.
RANDIMAN,
Yapılan işleri birbiriyle
mukayese edebilmek veya bir tesis ve makinenin verimliliğini saptamak için
geliştirilen ölçme kavramı. Maden işletmelerinde ücret hesaplamasına esas, bir
işçi vardiyasında bir işçinin yaptığı işe “İşçi Randımanı”; makineler için
birim zamanda yapılan işin, yapılması gereken işe oranına “Makine randımanı”;
cevher zenginleştirmek tesislerinde elde edilen ürünün, tesise verilen maden
miktarı oranına “Lavvar randımanı” denir. Randıman; yapılan işe (kömür, cevher
veya kayaç kazısı, yükleme işleri; sondaj veya galeri ilerlemeleri vb.) göre
çeşitli şekilde ifade edilir (Üretimle ilgili işçi randımanı hesaplarına
yatırımla ilgili işlerde yapılan yevmiyeler dahil edilmez.)
Türkiye’de kazmacı ve bacacı
randımanları tüvenan üretime, içeri randımanı ve umumi randıman hem tüvenan ve
hem de satılabilir üretime, genel işletme (harman sonu) randımanı ise yalnız
satılabilir üretime göre hesaplanır. Bu randımanların birimi (kg veya
ton/yev)’dir.
RANTABİLİTE, —>
Kârlılık.
RAY, 1) Tren,
tramvay, katar vb. demiryolu taşıtlarının budenli (içine oyuk çıkıntılı)
tekerlekleri için bir yuvarlanma ve kılavuzlanma yolu oluşturan, kullanılacağı
amaca uygun profil ve büyüklükte haddelenerek imâl edilmiş ve yola döşenen
çelik profil. Çeşitli profiller, beher metresinin ağırlığı ile
isimlendirilirler; yani 14,18,20 kg/m gibi. 1000 lt.’lik vagonlarla çalışan
maden ocaklarında 14 ve 18 kg/m.lik ray, pano galerilerine; 20-24 kg./m.lik
raylar da ana galerilere ve ağır lokomotiflerin kullanıldığı yerlere döşenir.
Hafif rayların döşenmesi fazla itina istememekle beraber, ağır rayların
döşenmesi titiz ve iyi bir işçilikle yapılmalıdır. Bu şekilde itina ile döşenen
rayların yatırım masrafı yüksek ise de az arızaya sebeb olmak ve yolun devamlı
açık kalmasını sağlamak suretiyle işletme masraflarını düşürür. Ray
döşenmesinde önemli olan husus vagonların devrilmeyecek şekilde
dengelenmesidir. Bunu sağlayabilmek için zemine önce mucur serilir, üzerine
traversler konur ve sonra raylar döşenir ve dönemeçlerde (kurblarda) hızla
orantılı olarak dış ray iç raya göre daha yüksek tutulur.
İngiliz Vignolesy 1838 yılında putrellerden
esinlenerek raylara bugünkü şeklini verdi. 1850’lerde büyük hatlara döşenen
raylar 30kg/m iken bugün Avrupada
60kg/m; ABD ve Rusyada 70-75 kg/m’ye ulaşmıştır. Ray çelikleri, %7 karbon ve
%1,20 mangan ihtiva eder. 2) Sürgülü kapıların, pencerelerin, perdelerin
hareketine olanak veren uzun, yivli metal yuva.—> Demiryolu açıklığı, Demiryolu, Ray çivisi.

RAY
AÇIKLIĞI, Demiryolu
döşenirken yol genişliği olarak belirlenen standarda göre iki ray arasında
bulunması gereken en kısa mesafe. Demiryolunda raylar döşenirken demirler arasında mesafe —> Ray mastarı kullanılarak aynı ölçüde tutulur. Kurblarda dış ray iç
raya nazaran daha uzun olduğundan mil ve tekerleği birbirine sabit bağlı olan
demiryolu araçlarında; dış tekerleğin ray üzerinde sürünmemesi için tekerleğin
bandajı konik olarak imal edilir. Tekerleğin flanşı da aracın raydan çıkmasını
önler.(—> Şekil). Travers arası
mesafesi ve bir tekere gelen yüke göre asgari-ray seçimi (—> Grafik) yapılır ve ayrıca kurblarda
demiryolu üzerinde çalışan ocak motoru (küçük lokomotif) ve lokomotiflerin
teker çapı ile dingil mesafesi arasındaki bağıntıya görede kurb yarıçapı
seçilir.(—> Grafik). —> Demiryolu nakliyatı, Taşıma, Travers.
RAY
ÇİVİSİ, Demir yollarında
rayların ağaç traverslere bağlanmasında kullanılan özel çivi.

RAZORİT, —> Kernit.
RÉAUMUR
PORSELENİ, Çok yavaş
soğutularak elde edilen, porselen taklidi donuk beyaz cam.
REAGENS,
—> Reaktif.
REAKTİF,
1) Flotasyon sistemi ile
zenginleştirmede, zenginleştirmeyi sağlamak için kullanılan katkı maddeleri.
Bunlar fonksiyonlarına göre aktifleyici-, toplayıcı- (kollektör), köpürtücü-,
ıslatıcı- ve çöktürücü (depresör, bastırıcı) reaktif diye isimlendirilir. 2)
Reagens.
REAKTİF
DOZÖRÜ, Flotasyonda
kullanılan sıvı reaktiflerin flotasyon devresine belirli bir debi ile
verilmesini sağlamak üzere flotasyon tesisinin yardımcı ünitesi olarak
kullanılan dolaplı veya merdaneli cihaz. —> Şekil.

REAKTİF
ENERJİ, Peryodik olarak,
şebekeden çekilip yine elektrik enerjisi şeklinde şebekeye iade edilen enerji.
Elektrik makine ve cihazlarının sargıları tarafından manyetik alanının
kurulması için aktif enerji ile birlikte şebekeden çekilen reaktif enerji
(mıknatıslama akımı), manyetik alan kaybolurken, sargılarda tekrar elektrik
enerjisine dönüşerek şebekeye geri gider. Kaynakla alıcı arasında gidip gelen
reaktif enerji, makine ve cihaz sargıları ile hatlarda ısı şeklinde meydana
gelen aktif kayıpların da artmasına neden olur. —> Şebekeden çekilen enerji. Aktif enerji.
REALGAR,—> Arsenik.
REÇİNELİ
AĞAÇLAR, Akçam, köknar ve
kara çam ağaçları.
REDRESÖR,
Dalgalı akımı, tek yönde
iletken ventiller, metal yarı iletken tabakalar, elektrolitik petekler, kumanda
edilen kontaklar vasıtası ile, doğru akıma çevirmeye yarayan cihaz. Dalgalı
akımla çalışan motora bir dinamo akuple etmek (bağlamak) suretiyle de doğru
akım elde edilir.
Bunun tersi olarak doğru akımı alternatif
akıma çeviren cihazlara da “Ondülör” denir.
REDÜKLEYİCİ,
İndirgeme (redüksiyon)
yapan veya yapabilecek özellikleri taşıyan madde. Genel olarak redükleyici
madde dezoksidant madde, redüktör veya indirgeç madde olarak da anılır.
REDÜKLEYİCİ
ALEV, Bir mineralin
tanınması için mum ve üfleç vasıtasıyla kuru usülle yapılan testte; üflecin ucu
mum alevine hemen değecek surette hafifçe üflenmesi ve böylece sarımtrak kısa
bir alev hasıl edilmesi. Redükleyici alev elde etmek güç olduğundan tecrübe
kazanmak için kömür üstüne bir parça kalay konup kalayı parlak olarak munafaza
edecek şekilde üflemeye çalışılmalıdır. Kalayın üzerinin donuklaşması alevin
oksitleyici olduğunu gösterir.

REDÜKLEYİCİ
KAVURMA, Oksit halinde
bulunan cevherin CO ile kavrulmaya tabi tutularak redükte etmek suretiyle metal
elde etmek için yapılan kavurma işlemi.
REDÜKSİYON,
1) Kimyasal bir olay
sırasında bir maddenin bileşimindeki hidrojen miktarını artırma ya da oksijen
miktarını azaltma işlemi. Sıcaklığın yükselmesiyle metallerin oksijene olan
ilgilerinin azalmasına karşı karbonun ilgisi artar. Bu kimyasal reaksiyon
sonunda CO2 husule gelir. CO2’in oksijene ilgisi de sıcaklıkta azaldığından,
redüksiyon sırasında karbondioksit de dissossasyona uğrayarak bünyesine karbon
almak suretiyle karbon monokside dönüşür (C + CO2 —> 2 CO + 39 Cal). 2)
İndirgeme. 3) Değişik çaptaki iki boruyu birbirine bağlamak için kullanılan
geçiş parçası. 4) Sondajda takım dizisinin farklı nitelikli iki elemanını
birbirine bağlayan parça. 5) Sub.
REDÜKTÖR,
1) Dişliler yardımıyla
devir düşürme düzeni. 2) Dişli kutusu, indirgeç.
REFRAKSİYON,
1) Işının, yoğunlukları
farklı iki ortamın birinden diğerine geçerken doğrultusunu değiştirmesi olayı.
Refraksiyon (kırılma) refraktometre denilen aletle ölçülür.
REFRAKTER
HAMMADDE, 1000½C sıcaklık
gerektiren sanayilerde kullanılan, ergime sıcaklığı en az 1585½C (PCE=23) olan,
dayanıklı, çeşitli etkilere karşı form stabilitesi, ani ışı değişikliklerine
karşı mekanik dayanıklılığı olan, kimyasal niteliklerine göre asidik, bazik ve
nötral olarak sınıflandırılan, kullanım alanlarına göre de silika,
alümina-silika, bazik ve özel refrakter olarak sınıflandırılan hammadde. Yüksek
refrakter olarak kullanılanların ergime sıcaklığı 1730½C (PCE=31)dir.
REFRAKTER
KİL, —> Refrakter malzeme.
REFRAKTER
KROM, Ateşe mukavim
malzeme yapımında kullanılan krom cevheri. Refrakter krom cevherinde silis ve
demir oranlarının çok düşük ve Cr2O3 ve Al2O3
oranının da % 57-63 arasında olması istenir. Demir oranı yükseldikçe cevherin
refrakter krom olma özelliği azalır.
Aşağıda arzu edilen refrakter krom cevheri
oranları gösterilmiştir:
En En Spesifi- az çok Ticari kasyonda
Cr2O3 38 48 41,1 48,6
Al2O3 12 24 20,0 14,1
Fe2O3 14 24 15,1 20,6
MgO 14 18 16,8 10,4
SiO2 0 10 4,9 5,5
Dünyada üretilen krom cevherinin % 27
kadarı refrakter kromdur.
REFRAKTER
MALZEME, 1) Genel olarak
toprağımsı bir hammadde olarak tabir edilen killer, killi şistlerin,
grovakların ve feldispatça zengin kayaçların tatlı su havuzlarına taşınmasıyla
ve orada depolanması ile oluşan, içindeki oksitlerin ortamda bulunan hümüs asit
tarafından dışarı atılması ile ateşe dayanıklılıkları sağlanmış olan malzeme.
Refrakterlerin genç havzalarda oluşanları bağlama kili ve şamot kili;
karbonifer havzalarında oluşan refrakter killere de —> Şiferton denmektedir. Refrakterlerden; alumina silikat grubu
hammaddeler, şiferton asit refrakter
manyezit ise; bazik refrakter hammaddeler olarak isimlendirilir. 2) Ateşe
dayanıklı malzeme.
Refrakter hammaddeden elde edilen mamüller
yüksek sıcaklıkta çalışan fırın veya benzeri yerlerin yapımında veya içinin
kaplanmasında kullanılır. Bunlar sıcaklık altında fiziksel ve kimyasal
özelliklerini korur; erime noktaları genellikle 1620½C’nin üstündedir. Kullanım
yerinden en az 1500½C sıcaklığa dayanıklıdır. Refrakter malzemenin
sınıflandırılması (a) Kimyasal-minaralojik yapıya, (b) Ateşe dayanıklılığına,
(c) Hammadde ve üretim metoduna göre yapılır. —> Tablo 318, 319.
REGRESİF
TABAKALAŞMA, Regresyon
olayı ile yani denizlerin geri çekilmesi sonucu teşekkül eden tabakalaşma.
Regrasyon olayında karalar yükselerek deniz suları geri çekildiğinden
tabakaların kapladığı alan aşağıdan yukarı doğru gitgide küçülür.

REGRASYON,
Deniz çekilmesi yani
denizin çekilip karadan uzaklaşması olayı.
REGÜLATÖR,
1) Havalandırmada hava
akımını kontrol için kullanılan, kapı veya başka bir havalandırma aygıtında
düzenlenmiş ayarlı açıklık. 2) Bir makinenin veya tesisin görevini istenilen
ayarda yapmasını sağlamaya yarayan aygıt. 3) Ayarlayıcı. Voltaj-su, yakıt,
devir regülatörü vb. gibi.
REGÜLATÖRLÜ
KAPI, —> Hava kapısı.
REGÜLÜS
ANTİMUAN, Formülü Sb olan
ve ticarette kullanılan metalik antimuan.
REHABİLİTASYON,
1) Ekonomik koşullar
nedeniyle tamamen kapatılmış veya ilerideki tarihlerde fiyatların artışının
beklenmesi dolayısı ile drenaj çalışmaları yapılarak bakım ve koruma altında
tutulmuş durumda olan maden ocağının yeniden açılması. 2) Faaliyette bulunan
bir maden ocağının işletme sisteminin değiştirilmesi veya modernize edilmesi.
3) Açık maden işletmelerinde bozulan çevrenin tekrar kullanılabilir hale
getirilmesi (toprakla doldurulup tekrar tarıma elverişli veya olduğu gibi
bırakılıp göl haline getirilmesi) işlemi. Rehabilitasyon masrafları fizibilite
hesaplarına dahil edilir. 4) Sürekli iş göremez veya malül olanlardan, çalışma
gücünün arttırılabileceği umulanların, kendi mesleklerinde veya yeni bir
meslekte çalışabilmelerini sağlamak üzere işe alıştırmaya tabi tutulmaları (işe
alıştırma). Rehabilitasyon çalışmaları —> Tıbbi ve Mesleki rehabilitasyon olmak üzere iki safhada sürdürülür.
5) Bir kimsenin doğal ya da sonradan olma sakatlığından doğan yetersizliğine
karşı koymak, kişinin eksikliklerine karşın kendisine uyan bir iş yapması veya
çalışan bir kimsenin işyerinin kapanması dolayısı ile yeni bir işe uyum
sağlaması amacı ile uygulanan tedavi veya eğim.
REJYONEL
JEOLOJİ, —> Jeoloji.
REJYONAL
METAMORFOZ, 1) Mekanik,
termik ve kontak metamorfozun dengeli olarak havzalara etkileri ile meydana
gelen başkalaşım. 2) Bölgesel başkalaşım. —> Metamorfoz.
REKOMPOZE,
Çeşitli tane
büyüklüğündeki kömürlerin karıştırılması ile elde edilen paçal kömür.
REKUP,
1) Bir galeri boyutlarını
haiz, fakat genellikle daha kısa olup, yatak istikametine dik olarak tavan
taban arasında veya taban lağımından, bu lağıma paralel olan bir damarı kesmek
üzere sürülen galeri. 2) Tabakalaşmaya dik sürülen kısa bağlantı yolu. 3)
Traverban.

REKÜPERASYON,
Kullanılarak
kalibrasyo-nunu kaybetmiş elmas kronların matriksinde kalan aşınmış elmas
tanelerinin yeniden kazanılması.
REKÜPERATÖR,
Yüksek fırınlara verilecek
havayı ısıtmaya yarayan ve içinden münavebe ile sıcak gaz geçirilerek içindeki
tuğlaları ısıtılan ve daha sonra hava geçirilmek suretiyle yüksek fırına veya
kok fırını bataryalarının yanma kamaralarına verilecek havayı ısıtmaya yarayan
tesis.
REMOTE
KONTROL, Uzaktan kumanda.
REMOTE
SENSİNG, —> Uzaktan algılama.
RENK FARKINA GÖRE AYIRMA, Lazer ışınının mineral taneleri üzerindeki yansımalarının bir
fotoselli dedektör ile ölçülmesi esasına dayanan bir zenginleştirme usulü. Bu
usülde yansımaların şiddeti ; sistemde mevcut değerle karşılaştırıldıktan sonra,
ayırıma tabi tutulmak istenen mineral tanesi ya konsantre yörüngesine üflenir
veya kendi yörüngesindeki harekete bırakılır. Bu usül gri kuvarsın altın içeren
yeşil ve siyah kuvarstan ayrılmasında (Doorfontein - Güney Afrika) , çimento
elde edilmesi için kalkerin zenginleştirilmesinde (Galler ve Finlandiya),
beyazımsı manyezitin yeşil renkli serpantinden ayrılmasında (Yunanistan)
uygulama alanı bulmuştur.
RENKLİ
MİNERALLER, Mineral
tarafından emilen ışığın inen ışığa belli oranlı olmaması özelliğinde olan mineraller.
Öz renkli mineraller de denilen bu minerallerin renkleri kendi maddelerine,
kimya yapılarına (saf subs-tanslarına) bağlı olduğundan önemli karakteristik
özelliklerinden sayılır. Bu renk olayında ışığı yalnız emme değil aynı zamanda
yansıma olayının da, özellikle metal ve madenler için büyük rolü vardır. Renkli
minerallere örnek olarak kükürdün sarı rengi, zinober’in kırmızı, azurit’in
mavi ve malahit’in yeşil renkleri gösterilebilir. —> Mineral renkleri.
RENKLENEN
MİNERALLER, Renkleri
yabancı pigmentlerin (renk verici maddelerin) yahut izomorf bir cismin
karışmasından ileri gelen mineraller. Renklenen minerallere allokromatlı
mineraller de denir. Karışmış maddeler etkisi ile aslında renksiz olan
mineraller çeşitli renklerde olabilirler. Böyle maddeler kimyaca tayin
edilebilecek yahut tayin edilemeyecek kadar haifif bir şekilde minerallerin
bünyesine dağılmış olabilir. Örnek, saf zinkblend (ZnS) renksiz olursa da
çoğunlukla izomorf şekilde karışmış olan FeS dolayısı ile koyukahverengi renkte
bulunur.—> İzomorf mineraller.
Aslında renksiz olan mineraller metal oksit
veya başka maddelerin etkisiyle (kuars, florit, apatit vb.) yahut kolloidal bir
durumda bulunan maddeler ve yahut radyoaktif etkisi ile kristal ağından
(şebekesinden) ayrılan metaller ile renklenmiş olabilirler. Renklenen
minerallerin renkleri sabit olmayıp değişebilir; bunun için böyle minerallerin
renkleri, renkli minerallerin renkleri gibi önemli değildir. Fakat gerektiğinde
böyle renklerde minerallerin tayininde kullanılabilir. —> Minerallerin
renkleri.
RENKSİZ
MİNERALLER, Mineral
tarafından emilen, ışığın inen ışığa belli oranlı (dalga uzunlukları aynı
oranda) olması halinde cama benzer şekilde renksiz ve aynı zamanda saydam olan
neceftaşı (Süsleme sanatında yaygın olarak kullanılan çok sert parlak ve saydam
bir kuars), kayatuzu, elmas, bazı feldspatlar vb. mineraller.—> Mineral renkleri.
RENKLİ
DAMAR, Mermer
işletmeciliğinde taştaki çatlakların birleştirici maddelerle dolmasından
meydana gelen damarlar.
RENTAN,
Linyit kömürlerinin silindirik
olarak ve hava delikleri ihtiva edecek şekilde kireçle biriketlenmesi suretiyle
elde edilen ürün.
REO-LAVÖR,
—> Spitzkasten.
REO
YIKAYICI, —> Spitzkasten.
REVERBER
FIRINI, Yatay konumda
çalışan, değişik boyutta imal edilebilen ve farklı metalurjik işlemlerde
kullanılan fırın tipi.
Bunların en önemlileri. (1) Çelik
üretiminde kullanılan Siemens-Martin ve (2) Sülfürlü bakır konsantrelerinin
ergitilmesinde kullanılan büyük reverber fırınlardır. Reverber fırını, daha
ziyade bir eritme fırınıdır. Derin bir taban kısmı, yan duvarları, ön ve arka
duvarı ve tavandan meydana gelmektedir. Fırın dikdörtgen bir prizma
şeklindedir. Ön duvara yerleştirilmiş brülörler vasıtası ile ısıtılırlar. Uzun
alevli yakıtlar (gaz, akaryakıt veya hulvarize kömür) kullanılıp alevlerin
şarjedilmiş olan malzemeyi yalaması arzu edilir. Tavan, alevlerin sağladığı ısı
ile ısınmakta ve radyasyon yoluyla şarjı ısıtmaktadır. Yakıt veya yanma
ürünleri ile fırın içindeki şarj arasında yok denecek kadar az reaksiyon olur.
Yakıt, fırına gerekli ısıyı sağlamak amacıyla kullanılır ve temin ettiği ısı
daha çok radyasyon yoluyla şarja geçer.
Reverber fırından çıkan gazların sıcaklığı
çok yüksektir. Bu yüzden reverber fırınlarının termik randımanları çok
düşüktür.
REVİZYON,
1) Herhangi bir makinenin
belirli zamanlarda arıza yapmadan sökülmesi, aşınmış parçalarının
değiştirilmesi ve böylece bakımının yapılması, 2) Önceden yapılmış olan
işlemlerin mahiyet, gidiş tarzı ve doğruluğunun belgeler ve defter kayıtlarına
dayanarak sonradan tenkidi bir nazarla yeniden tesbit ve tahlili. 3) Yeniden
gözden, elden geçirme.
REZERV,
Bir maden yatağından ya da
havzasında henüz işletilmemiş maden miktarının kısa vadede ekonomik olan ve
belirlilik gösteren kısmı. Rezerv hem ekonomik açıdan, hem de varlığının
belirliliği açısından sınırlandırılmış olup, kaynağın ancak belirli bir
bölümünü temsil eder. Genel bir ifade ile rezerv, varlığı arama çalışmaları ile
belirlenmiş ve işletilebilirliği değerlendirme etütleriyle saptanmış olan tüm
kaynağın bir bölümüdür. Rezerv, görünür, muhtemel ve mümkün olmak üzere üçe
ayrılmak suretiyle sınıflandırılır. Bu sınıflandırmanın dayandığı kriter,
rezervin varlığının belirlilik derecesi, yani varlığı hakkında elde edilen
bilgilerin yeterliliği ve duyarlılığıdır. Diğer bir ifade ile rezerv faydalı,
topuk ve faydasız olmak üzere de üç gruba ayrılmaktadır. Jeolojik yapının
verdiği imkan nisbetinde yeryüzünden itibaren maden işletmecilik tekniğiyle
işletilebilecek azami derinliğe kadar bulunan rezerve faydalı rezerv, çeşitli
zorunluluklar nedeniyle üst katlarda bırakılmış rezerve de faydasız rezerv
denir. Faydalı ve faydasız rezerv de “A” (hazır rezerv/, “B” (belirli rezerv),
“A+B” (görünür rezerv), “C” (muhtemel rezer), “D” (mümkün rezerv) şeklinde
sınıflandırılır. Rezerv hesabı, maden yatağının jeolojik yapısı, mevcut eski ve
yeni imalatla, yapılan sondajların durumu dikkate alınarak, poligon (üçgen),
profil ve izohips blok metotları denilen usullere göre hesaplanır.
REZERV
HESABI, Bir maden
yatağında bulunan madenin biçimini, boyutlarını ve hacmini sayısal olarak
belirleyen kalınlık ve alan ile özgül ağırlığını hesaba katarak yapılan ve
rezervin ton olarak ifade edilmesini sağlayan hesaplama usulleri. Alan
hesapları; planimetre, şablon ölçümleri (kare düzenli-, nokta düzenli-, paralel
çizgili şablon) ve geometrik hesaplar ile yapılır. Alanlar bulunduktan sonra
hacim (V = Uzunlukxgenişlikxkalınlık) hesaplanır. Kesitlerde görülen alanların
birbirine oranı 1/2 civarında ise trapez kuralı ;
F1 + F2
(––––––––––– . h)
2
daha büyük olan durumlarda ise —> Simpson kuralı uygulanır. Belli bir
prensip dahilinde yapılmamış sondajların bulunduğu durumlarda, sondaj etki
alanının tesbiti öncelik kazanır. Madencilikte yapılan rezerv hesapları
profil-, izohipsblok- ve poligon metodları olarak ele alınabilir.
REZERV
KAYBI, —> Üretim kaybı.
REZERVUAR
KAYAÇ, —> Hazne kayaç.
RİCHTER
ÖLÇEĞİ, Depremlerin —> Magnitüdünü ölçmede kullanılan deprem
ölçü skalası. —> Mercalli ölçeği.
RİJİT
BAĞ, 1) İki veya daha
fazla sayıda madeni parçalardan imal edilip parçaları pabuçlar vasıtasıyla
birbirine sabit olarak bağlanan madeni tahkimat. 2) Rijit tahkimat. 3)
Esnemeyen tahkimat.
RİJİT
KÖPÜK, İki kimyasal
sıvının karıştırılarak püstürtülmesiyle meydana gelen kimyasal reaksiyon
sonucunda, köpürerek hacmi 30 misline çıkan ve katılaşma özelliği gösteren
köpük maddesi. Rijit köpük tecrit ve takviye maddesi olarak da kullanılır.
—> Yüksek genişlemeli köpük.
RİJİT
TAHKİMAT, —> Rijit bağ.
RİKEN-GAZDETEKTÖRÜ,
Japonyada geliştirilen, su
ve CO2 den arındırılmış içinde değişik oranlarda metan bulunan
havanın içinden geçen ışığı kırma esasına dayanarak havadaki metan oranını
tesbit etmeye yarayan ve elde kullanılan aygıt. Bu aygıtta havada bulunan CO2
oranı da % olarak tesbit edilebilmektedir. —> Şekil.

RİMA
ELEK, —> Tel örgülü elek.
RİMER,
—> Tarama matkabı.
RİSK
PRİMİ, —> Libor.
RİTTİNGER
KANUNU, Kırma olayını
yüzey artışı yönünden ele alan ve kırma için kullanılan faydalı işin, yüzey
artışı ile orantılı olduğunu ifade eden prensip. —> Charles genel kırılma kanunu.
ROBOT, 1) Uzaktan kumanda ile kendisine çeşitli
işler yaptırıbilen aygıt. 2) Başkasının buyruğu ile iş yapan, kendi akıl ve
iradesini kullanamayan kimse (kişi).
ROGAR, 1) Kanalizasyonlarda çeşitli amaçlarla
açılan ve zemin düzeyinde bir kapağı bulunan kuyu. 2) Su şebekesinde boruların
denetimini kolaylaştırmak veya dağıtım muslukları yerleştirmek amacıyla açılan
kuyu. 3) Bir lağım çukurunun üst bölümünde bırakılan bir kapak veya bir metal
levhayla kapatılan açıklık. 4) Yeraltı telefon hattı tesisatında içinde en az
iki kişinin çalışabileceği büyüklükte yapılmış kuyu biçiminde boşluk.
ROKBİT,
—> Taş matkabı.
ROKVEL
SERTLİĞİ, Tepe açısı 120½
olan sertleştirilmiş çelik bilye (Rokvel B) bir elmas koninin (Rokvel C) önce
10 ve sonra 150 kg.lık bir yükle sertliği tesbit edilecek malzeme yüzeyine
bastırılması sonucunda her iki halde meydana gelen çukurlar arasındaki derinlik
farklı ölçülerek tesbit edilen sertlik ölçüsü.

RONDELA,
—> Pul.
ROSELTE
BAKIRI, Tabii halde
bulunan saf bakır.
ROTARİ
DELME, —> Dönel delme.
ROTARİ
TABLASI, 1) Sondaj
makinelerinde motordan nakledilen dönme momentinin tijlere aktarıldığı;
kuyudaki takımların manevraları sırasında takımların kuyuya indirildiği veya
kuyudan çekildiği veya ilave tijin takıldığı tertibatın bulunduğu tabla. Rotari
tablalı makineler genellikle petrol sondajlarında kullanılır. 2) Döner tabla.
—> Kelly.
ROTASYONEL
KAYMA, —> Şev duraysızlığı.
RÖDAVANS,
Ruhsat sahalarının hak
sahibi tarafından sözleşme ile özel veya tüzel bir kişiye belirli bir süre için
terkedilmesi durumunda; maden ocağının işletilmesini üstlenen özel veya tüzel
kişinin; esas ruhsat sahibine istihsal edilen beher ton maden için ödemeyi
taahhüt ettiği meblağ.
RÖKONESANS,
Bir maden yatağının
sınırlarını, uzanımını, değerini ve işletilebilirliğini tayin etmek amacıyla
yapılan etüd.
RÖLANTİ,
RALANTİ, 1) Bir motorun en
düşük devirle çalışma durumu. 2) En düşük tempoyla veya verimle yürümek veya
çalışmak.
RÖLE, 1. Bir bobin ve kontaklardan oluşan küçük
bir uyarma akımı ile devreyi açmaya, kapamaya yarayan eleman. 2) İki veya daha
çok iletim arasında aracılık yapan sistem.
RÖLÖVE, 1) Bir yapıyı, plan kesit ve
görünüşleriyle gösteren çizim. 2) Genellikle eski bir sanat eserinin, bir
yazıtın çizilerek veya boyanarak yapılmış kopyası.
RÖMORK, Motorlu bir taşıt tarafından çekilen
motorsuz taşıt.
RÖMORKÖR, Yedeğinde başka bir taşıt götüren taşıt,
özellikle deniz taşıtı.
RÖSET,
1) Dik ve meyilli
kuyuların dip ve başlarının veya ara katlarının yatay yollarla maden üretim
yerlerine bağlantısını sağlayan yer. 2) İnset. 3) —> Akrosaj.
RUHSAT
SINIRI, Bir işletme
ruhsatı sınırını topografik ölçüm sonunda yeryüzünde belirleyen çizgi. Bu
çizgiden indirilen teorik düzlemin yer küresi çekirdeğine kadar devam ettiği
kabul edilir.
RULMAN,
—> Bilyeli yatak.
RUTUBET,
Nem, yaşlılık.
RUTUBET
ORANI, Cevherin veya
kömürün içinde bulunan serbest suyun toplam ağırlığa göre ifade edilmesi.
Ocaktan çıkan
taşkömürünün rutubeti genellikle % 2,5 civarındadır. Zenginleştirme esnasında
elde edilen ince kömür, mikst ve şlam’ın rutubeti ocaktan çıkan kömürün
rutubetine göre daha fazladır. Ocaktan çıkan kömüre göre rutubet fazlalığı
yıkanmış ince kömürde % 7,7; mikst’te % 14 ve şlam’da % 21 civarında olabilir.