|
Resimli Madencilik
Terimleri Sözlüğü - K |
KABAK DİREK, Tavan ve
taban arasına vurulan tek direk. Vurulduğu yerin sağlamlığına göre baş kısmına
takoz, dip kısmına da yastık konabilir.
KABA
KIRMA, —> Kırma.
KABA
YONU, Mermer
işletmeciliğinde, taşyüzlerinin imalât yüzeyine paralel yüzeyde tamamen ve taşyanlarının
3-5 cm derinlikte çekiç, murç ve keski ile işlenmesi.
KABARCIKLI
DÜZEÇ,—> Tesfiye ruhu.
KABARMA,
1) Su veya basıncın
etkisiyle kayaçların oldukları yerde hacimsel olarak büyümesi. 2) Kayaçların
tabii konumlarından çıkarıldıktan sonra yani gevşetildikleri zaman meydana
gelen hacim artması. —> Kabarma
katsayısı.

KABARTMALI
CAM, Dökme demirden bir
masa üzerine dökülmüşve demire yapışmaması için aradan madenî bir levha
geçirilirken yüzeyi pürtüklü bir görünüm kazanmışcam.
KABLO,
—> Çelik halat.
KABLOLU
SONDAJ, 1) Takım dizisi
balta (matkap), çelik tij, darbe boruları ve halattan oluşan sondaj metodu.
Yükselme-düşme hareketiyle kuyu dibini döverek matkap, formasyonu parçalar.
Takım kuyudan çıkarıldıktan sonra, kırıntılar sondaj kovasıyla (bailer) alınır.
Kuyuya su gelmesi ve cıdarların yıkıntısı muhafaza borusuyla önlenir; muhafaza
boruları çimentolanır. Bu durumda kuyu ilerlemesine bir küçük çapla devam
edilir. Kuyu çapı 70-80 cm olabilir ve derine inilecek sondajlarda kuyunun
başlangıç çapı büyük seçilir. 2) Churn-drilling.
KAÇAK,
1) Zaiyat. 2) Basınçlı
hava, su veya elektriğin kontrol dışı kaybı. 3) Sondajda devridaim suyu veya
çamurun kuyu içinden geri dönmeyip formasyon çatlaklarından kaybolması.
KABARMA
KATSAYISI, 1) Tabii
yerinden alınmışolan toprak, kayaç, cevher veya kömürün kazıldıktan sonraki
hacminin ilk durumundaki hacmine oranını gösteren sayı. 2) Kazılmışm3/yerinde
m3 (hacim oranı). Bu oran her zaman 1’den büyük olup, kazılan malzemenin
cinsine göre; kum 1,15; toprak 1,20; kil, çok sert toprak 1,35-1,40; sert kömür
1,5-1,8; şist 1,65 ve gre de 1,8 civarındadır.
KAÇAK
YOLU, 1) Grizu, yangın vb.
tehlike hallerinde, insanları taze hava akımının bulunduğu yere ulaştıran yol.
Kaçak yoluna 45 dk. ile en çok 90 dk. sonra ulaşılabilmelidir. Bu zaman, uzun
ayak, galeri ve kör kuyudaki kaçışhızına; yatım, damar kalınlığı ve
geçişyollarının kesit boyutlarına bağlıdır. Kaçak yolu yürümesi kolay ve
bakımlı olmalıdır. 2) Kaçamak yol. 3) Nefeslik.
KADASTRO, 1) Arazilerin, arsaların yerini, alanını, sınırlarını
belirtip plâna bağlama işi. 2) Taşınmazların şeklini, içeriğini ve hukuki
durumunu belirlemek için düzenlenen sicillerin ve yapılan işlerin tümü.
KADEME,
1) Dekapajda kullanılan
işmakinelerinin teknik özellikleri ile arazinin fiziksel ve jeolojik yapısına
bağlı olarak belirlenen yükseklikte yatay dilimler. 2) İstihsale hazırlanan
mermer basamağı. 3) Ayna tabanı. 4) —> Basamak.
KADEME
BOYU, Açım işletmede maden
yatağının durumuna, sınırına ve pano boylarına göre örtü kazı ve üretim sahan
kademelerin uzunluğu. —> Şekil, Pano
boyu, Pano, Basamak.

KADEMELİ
MATKAP, Önceden açılmışbir
kılavuz sondaj deliği yardımıyla delik çapını büyütmek için kullanılan yardımcı
bir veya birkaç kademesi bulunan özel maktap. Bu matkap sondaj kuyularının
taranarak genişletilmesi, ocaklarda kuyu, kelebe ve başyukarıların nihai çapa
getirilmesi işlerinde kullanılır.


KADMİYUM,
Kimyasal sembolü Cd, atom
ağırlığı 112,40, özgül ağırlığı 8,65 gr/cm3, ergime noktası 321½C
olan gümüşbeyazı renginde metal. Tabiatta hemen tamamen çinko ile birlikte
bulunur.
KADMİYUM
SPESİFİKASYONLARI, Ticarette
işlem gören kadmiyum metalinin standartlara göre belirlenmişmuhteva oranları.
Ticari kadmiyum % 99,95 ile % 99,9999 arasında bir safiyettedir. Kaplamacılıkta
kullanılan kadmiyumun genellikle en çok: 0,015 Pb ve % 0,033 Zn ihtiva etmesi
istenir. ASTM B440-76’ya göre standart kadmiyum metalinde, metal Cd dışında, en
çok Zn % 0,034; Cu % 0,015; Pb % 0,025; Sn % 0,01; Ag % 0,01; Sb % 0,001; As %
0,003; Te % 0,003 olması gerekir.
KADRAN,
1) Saat, pusula vb. ölçü
aletleri içine yerleştirilen ve üzerinde yazı, rakam ya da başka işaretler
bulunan, ölçü aletinin şekline genellikle uyan düz satıh. 2) 10 x 10 cm.
kesitinde biçilmişkalas.
KAFA,
Bütün boyutları yaklaşık
aynı büyüklükte olan değişik geometrik şekillerdeki mostra vermişmaden yatağı
tipi.
KAFALA,
Doldurma hakkının iyi
hesaplanmaması veya yerleştirmenin doğru yapılmaması sonucunda patlayıcının
patlatılmasından sonra lağım deliği dibinde oluşan çukur.
KAFES,
Dikey maden kuyularında insan,
malzeme ve vagon (araba) nakliyatını sağlamak için kullanılan tek veya daha
fazla katlı çelik konstrüksiyonlu kabin.

KAGİR
(KÂRGİR) İNŞAAT, Taşveya
tuğladan yapılmışinşaat.
KAGİR
TAHKİMAT, Taşya da
tuğladan yapılmıştahkimat.
KAİDE
KONGLOMERASI, 1) Taban
konglomerası. 2) Jeolojik periyodların başlangıçlarında oluşmuş, bir bakıma
periyodların tabanını teşkil eden ve oturdukları zemin ile diskordans oluşturan
konglomera serisi.
KALAMİN , 1)
Oksitlenmişçinko cevheri (eski deyim). 2) Hemimorfit [ Zn4 Si2
O7 (OH)2 H2O] 3) Avrupada smitsonit’e eski
dönemlerden kalan alışkanlıkla kalamin de denir.
KALAS,
Kalın biçilmişuzun tahta.
KALAY,
Kimyasal sembolu “Sn”,
atom ağırlığı 118,70; özgül ağırlığı 7,28 gr/cm3 olan kimyasal
element. Metal olarak elde edildikten sonra yumuşak, beyaz ve kristalin olur ve
normal sı-caklıkta bükülür; ısıtıldığında kırılganlaşır. —> Standart tip kalay. Yüksek kalite tip kalay.
KALDO
YÖNTEMİ, Boliden (İsveç)
firması tarafından geliştirilen; Kaldo çelik-yapım prosesine dayanan, başlangıçta
ikincil bakırları işlemeyi amaçlayan ancak sonraları öncellikle kurşun
üretiminde faaliyet gösteren pirometalurjik prensiplere dayalı izabe yöntemi.
Bu yöntemde; fırındaki su soğutmalı bir çubuk ile sıkıştırma ve iyi ısı
transferi vermek üzere dönen bir tank kullanılır ve üstten üflemeli döner
konverterler gibidir.
KALEM,
1) Mermer işletmeciliğinde 20-30 cm boyunda yassı ve keskin uçlu
çelik taşişleme aleti. 2) Yazmak veya çizmek için kullanılan, çeşitli biçimde
yapılmışkırtasiye mâlzemesi.
KALEMLİ,
—> Taraklı.
KALFA,
1) Yetişme aşaması çırakla
usta arasında olan (işçi) zanaatçı. 2) Usta yardımcısı.
KALINLIK, Mermer işletmeciliğinde, taşın oturduğu
yüzey ile bu yüzeye paralel olan ve taşın en üst noktasından geçen yüzey
arasındaki yükseklik.
KALIN
KESİTLİ ÇUBUKLAR, —> Uzun hadde ürünleri.
KALİBRASYON, Bir imâlatın, cihazın veya tartı aletinin
olması gerektiği şekil, biçim, ölçü veya yapıda olup olmadığını anlama ve
değilse; düzeltme işlemi.
KALİFİYE
İŞÇİ, Yetişmiş, zanaatinde
önemli bir ilerleme kaydetmişve beceri kazanmışişçi.
KALİTELİ
ÇELİK, Her türlü dövme ve
makine imalat sanayiinde kullanılmaya uygun; kimyasal, fiziksel ve metalurjik
özellikleri garanti edilebilen ve bu garantiyi vermek üzere ihtiyaç duyulan tüm
güvenilir muayene, ölçüm ve deneyleri yapılmışolan, müşteri talebi üzerine,
ilgili izlenebilir dökümanları sunulabilen karbonlu-, orta ve yüksek alaşımlı
çelik mamulleri. Kaliteli çelikler kullanım alanlarına göre üç grupta
değerlendirilir. a) Alaşımsız çelikler: Genel makine yapım çelikleri, Takım
çelikleri, Asal çelikler. b) Az alaşımlı çelikler: Genel makine yapım
çelikleri, Elektrodluk, Halatlık ve Tellik çelikler, Civata çelikleri, Takım
çelikler, Yaylık çelikler. c) Yüksek alaşımlı çelikler: Özel yapı çelikleri,
paslanmaz çelikler, Isıya dayanaklı çelikler, Takım çelikleri, cıvatalık
çelikler.
KALKARONİ
USULÜ, Kükürt maden
yatağından kütleler halinde üretilen cevherin; yakıtı az olan bölgelerde
yığılıp ateşlenmesi suretiyle kısmen yanan kükürdün verdiği ısı ile diğer
kısmın ergiyip akmasıyla yapılan kükürt üretimi.—> Şekil, Fraşmetodu.
Üretilen kükürt cevherinden kükürdün
izabehanede elde edilmesi ise, üretilen cevherin büyük potalara konulup potanın
alttan ısıtılması, kükürdün kaynayıp buharlaştırılması ve kükürt buharının
soğutulmuşdiğer potalarda yoğunlaştırılması yoluyla yapılır (—> Şekil) ve daha sonra arıtılır.
Kükürt buharları sıvı hale geçmeden
yoğunlaşacak olursa ince bir toz elde edilirki buna “ kükürt çiçeği “ denir.
Eğer buharlar yoğunlaşırken sıvı hale gelirse bu sıvı ıslak tahtsa kalıplara
çubuk şeklinde dökülür. Buna da “ çubuk kükürt “ denir.

KALKER,
—> Kireçtaşı.
KALKER
TÜFÜ, Pamuktaş. Fazla
miktarda kalsiyum karbonatı havi yeraltı suları kaynak halinde dışarı
çıktıkları zaman CO2’nin uçması ile kalsiyum karbonatın çökelmesinden
oluşan kayaçlar. Bunlardan tüfler delikli, pamuktaşlar ise nisbeten daha
kompakt olur, bu tür su kaynaklarına “Taşyapıcı kaynaklar” da denir, —> Mermer cisleri , Traverten.
KALORİMETRE,
Katı veya sıvı yakıtların
kalorifik değerlerini tayin etmeye yarayan cihaz. Kalorimetrenin çalışma
prensibi, yakıt numunesinin dışa karşı yalıtılmışkapalı bir kapta yakılarak
kabın dıştarafında bulunan suyun ısınmasının tesbiti ile kalorifik değeri bulma
esasına dayanır.
KALSEDON,
Kesif, kriptokristalli,
ışınsal görünümlü şeffaf, beyaz veya renkli ve esas unsuru SiO2
olan, önemli miktarda çört ihtiva eden mineral. Genellikle bazalt içindeki
boşluklarda bulunur. Bir tür ziynet taşıdır; akik’in malzemesini teşkil eder.
KALSİNASYON,
1) Cevherin bünye-sindeki
kristal suyu ve CO2’in cevherden veya kayaçtan uzaklaştırılması
işlemi. Cevherin bünyesindeki suyu uzaklaş-tırmak için 300½C, CO2’i
uzaklaştırmak için de 600-800½C ısıtma gerekir. 2) Kireç taşından sönmemişkireç
elde edilmesi (kireç yakma).
KALSİNE DOLOMİT, —>
Dolomit.
KALSİNE
MANYEZİT, Manyezit veya
magnezyum hidroksitin döner ve dikey fırınlarda, 900½C-1100½C arasında bir
ısıda kavrulması suretiyle elde edilen MgO terkibindeki ürün. Bu proseste genel
olarak ton başına 75-100 kWh elektrik enerjisi veya 250-300 kg fuel-oil
tüketilir.
KALSİNE
ŞAP,—> Şap.
KALSİT
(Ca CO3), Çok
değişik kristal şekilli, çeşitlilik arzeden ve ekseriya tedrici olarak dolomit
haline gelen, kalkerler içinde büyük kitleler, kayaç kovuklarında veya
çatlaklarında küçük kristaller halinde bulunan sertliği 3 ve özgül ağırlığı 2,7
gr/cm3 olan bir damar minerali. Nadir bulunan şeffaf kalsit
kristallerine İzlanda spatı, ikiz uzun ve sivri uçlu olan krsitallere “Köpek
dişi kalsit”, mağaralarda damlayan sudan oluşan kalsit kristallerine “Sarkıt ve
Dikit“ adı verilir.
Kalsit saf iken bazan saydam, genellikle
opak ve ekseriya beyazdır. Katışıklar yüzünden sarı, portakal, kahverengi ve
yeşil renkli tonlarda da olur. İlk kez 17. yüzyılda İzlanda’nın doğu
kıyılarından elde edilen İzlanda spatı, Nikol ve Ahrens prizmaları gibi ışığı
kutuplayan prizmalarda ve mikroskoplarda, polariskoplarda ve öteki optik
aygıtlarda kullanılmaktadır. Beyaz mermer, traverten, tüf, tebeşir, albatr (süs
eşyası yapmak için kullanılan sert, bandlı bir nevi traverten), oniks (bir nevi
albatr olup, daha berrak ve yarı saydam olanı ışığı geçirir —> Oniks mermeri), Satin spat (kalsitin lifli ve ipek görünüşlü olanı.)
Kalsit, asit içinde CO2
kabarcıkları meydana getirerek erir. —> Aragonit.
KAMA, 1) Ağaç veya madeni bağların arkasını pekiştirmek
ve tahkimatın normal çalışmasını sağlamak için kullanılan, testere ile
ortasından (ekseninden) kesilmişince maden direğinin bir tarafı. İnce maden
direğinin balta ile ortasından yarılması suretiyle elde edilen kamaya da şak
kama denir.Kama metal veya teçhizatlı beton olarak imâl edilir. 2) Makine
elemanlarında, iç içe iki silindir parçasının kaymadan birlikte dönmelerini
sağlayan parça. Bunların kesitleri genel olarak diktörgen şeklinde olur ve
kesmeye çalışırlar. Kamalar vurma kama (konik biçiminde yapılır) ve gömme kama
olarak imâl edildiği gibi kullanıldıkları yere göre de enine kama, boyuna kama
ve feder şeklinde de yapılır. 3) Taş, ağaç vb. masif kütleleri parçalamak için
bu kütlelerin çatlakları arasına çakılmak suretiyle yerleştirilen (yarım balta)
keski. 4) Mermer işletmeciliğinde kullanılan, ağzı genişve keskin kısa boylu
meşe veya çelikden mamül ayırma aleti.
KAMA
KAYMASI, —> Heyelan.
KAMALAMA,
Ağaç, sac, beton lata veya
telörgü gibi tahkimat malzemeleri ile tahkimat birimlerini birbiriyle
irtibatlamak, gevşek kayaç parçalarının düşmesini engellemek, kayaç içindeki
gerilimin bağlar üzerine eşit bir şekilde dağılmasını sağlamak amacıyla ağaç
veya madeni bağların arkalarının takviyesi ve kaplanması.

KAMA
ORTA, Patlatıldıklarında,
alında kama biçiminde ek serbest yüzey oluşturacak düzende dizilmişdeliklerin
oluşturduğu orta. —> Orta çekme.
KAMAYÖ,
KAME, Oyulmak suretiyle
üzerine kabartma resmi yapılmış, kenarı metal çerçeveli, iki katmanlı ve her
katmanı ayrı renkli kıymetli taştan yapılmışbroş.
KAMPANACI,
—> Çancı.
KAMULAŞTIRMA,
İşletme ruhsat süresi
boyunca ruhsat alanında kalan özel mülkiyet arazilerine madencilik faaliyeti
için zoralım.
KAMU
İKTİSADİ KURULUŞU (KİK),
Sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğinde mallar ile temel mal
ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan
Kamu İktisadi Teşebbüsleri, 233 sayılı KHK’ye göre KİK sayılan KİT’ler: Türkiye
Elektrik Kurumu (TEK), T.C. Devlet Demiryolları (TCDD), T.C. Posta Telgraf ve
Telefon İşletmesi (PTT), Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ), Türk Hava
Yolları (THY), Uçak Servisi A.Ş. (USAŞ), Çay Kurumu (ÇAY-KUR), Tekel
İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TEKEL) ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü
(TİGEM) dir.
KAMU
İKTİSADİ TEŞEBBÜSÜ (KİT) , Sermayesinin
tamamı veya bir bölümü devlete ait olan yetkili bir kamu kuruluşunun
denetiminde çalışan —> İktisadi Devlet
Teşekkülü (İDT) ile —> Kamu
İktisadi Kuruluşlarının (KİK) ortak adı. Türkiye’de KİT sistemi, 1935’lerde
Sümerbank ve Etibank’ın kurulması ile başladı.1938’de çıkarılan bir kanunla
Sümerbank, Etibank, T.C. Ziraat Bankası, Denizbank ve Devlet Ziraat
İşletmeleri, İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) adıyla yeniden düzenlendi ve
daha sonra kurulan İktisadi Devlet Kuruluşların yasa kapsamına alındı. Kamu
İktisadi Teşebbüsleri terimi, ilk olarak 1961 Anayasasında geçti. 1982 yılı
Anayasasında KİT’ler “Sermayesinin yarıdan fazlası doğrudan doğruya veya
dolaylı olarak devlete ait olan kamu kuruluşve ortaklıkları” biçiminde
tanımlandı. 1983 tarihli 233 sayılı KHK ile KİT’ler —> Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) ve —> İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) olarak ikiye ayrıldı. Ayrıca
müessese, bağlı ortaklık, iştirak ve işletme sınıflandırması yapıldı. İDT’ye
ait olup, ona bağlı işletme ya da işletmeler topluluğu “Müessese” ,
sermayesinin %50’sinden fazlası İDT yada KİK’e ait olan işletme ya da
işletmeler topluluğundan oluşan anonim şirketler “Bağlı ortaklık”, müessese ve
bağlı ortaklıkların sermayelerinin en az %15’ine, en çok %50’sine sahip
bulundukları anonim şirketler “İştirak” olarak tanımlandı.
233
sayılı KHK’ye bağlı olmayan KİT’ler ise ; Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ), Devlet
Sanayi İşçi Yatırım Bankası (DESİYAB), Ereğli Demir Çelik Fabrikaları TAŞ
(ERDEMİR), İller Bankası Genel Müdürlüğü ile İl özel idareleri ve
belediyelerinin yarısından fazlasına tek başına ya da birlikte sahip oldukları
iktisadi teşebbüsler, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), T.C. Emekli Sandığı,
Esnaf ve Sanatkarlar ve diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
(BAz-KUR), Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ve Milli Piyango İdaresi (MP)
olrak belirlenmiştir.
KANAL,
—> Yarma.
KANCA,
1) Küçük ocak arabalarını
(vagonetleri) birbirine bağlayan düzen. 2) Vinçlerde halat ucuna bağlanan,
vincin kaldırma veya çekme işlemini yapmasında kolaylık sağlayan parça.
KANCACI,
Arabaları kancalamak veya
kancalarını kesmekle görevli işçi.
KANCA
KESME, 1)
Kancalanmışarabanın kancasını açma. 2) Raylı nakliyatta katarın ünitelerini
bağlayan kancanın herhangi bir nedenle (kopma, açılma, kurtulma, vb.) açılması.
KANDİL,
1) Temeli tek bir kaldıraç
ya da helezon bir yay olan tartı aracı. 2) Çıkarılan madenin satışında daralı
veya darasız olarak tartılarak pazarlanmasını sağlayan tesis. 3) Eskiden
kullanılan 44 okkalık bir ağırlık birimi.

KANTARCI,
Kantar tesisinde çalışıp,
tartı işlerini yapan ve kayıtları tutan sorumlu kişi.
KANTAR
FİŞİ, Maden nakillerinde
taşınan cevherin ağırlığını gösterir tartı makbuzu.
KANTAŞI , Doğada
ender olarak bulunan hematit türü. Taşlanır ve perdahlanırsa, koyu çelik
parlaklığını alır ve mücevher olarak kullanılır.
KANYON, Ya nemli bölgelerde derin yarıklarda
meydana gelmişveya kurak bölgelerde çok güçlü derinliğine aşınmadan doğmuş, çok
dik yamaçlı boğaz biçimli vadi. Kapız.
KAOLEN , 1) Belli
ortam ve koşullarda, yeraltı ve yerüstü sularının veya termal eriyiklerin
andezit, dasit, porfir gibi volkanik kayaçları bozuşmaya uğratması (alterasyon)
sonucu oluşan aluminyum-hidrosilikat bileşiminde bir hammadde. Yeraltı
sularının ve asit bünyeli termal eriyiklerin etkisi ile alkalili silikatlardan
olan feldispatlar alkali metallerini (K toprağa geçer, Na ise su ile götürülür)
ve kısmen de silislerini kaybederler ve bileşimlerine su alarak yeni bir
mineral, kaolinit durumuna geçerler. Kaolenler, 2 H2 O, Al2
O3, 2 Si O2 gibi bir kompozisyona sahip sulu aluminyum
silikatlardır. Kaolenleşme olayına feldispatlarla birlikte bulunan kuars, mika
ve demirce zengin bazı mineraller de katılırlar. 2) Çin kili 3) Porselen kili.
Saf kaolen’in ergime
derecesi 1.760°C ‘dir. Kaolene belirli oranlarda feldispat ve kuars katılarak
öğütme ve çeşitli işlemlere tabi tutmak suretiyle porselen imal edilir.
a- Kaolen, kağıt sanayiinde
selülozdan sonra en büyük hammadde miktarını oluşturur ; burada dolgu maddesi
olarak kullanılır.
Bu tür kaolende aranan
özellikler şöyledir :
Dolgu Kaplama
kaolen
% kaolen %
Al2 O3
24-41 34-41
Si O2 45 45
Ca O en çok 1 en çok 1
Mg O en çok 1 en çok 1
Fe2 O3 0,5 0,5
Ham beyazlık en az 80 en
az 80
Aşınma kaybı 50 mg 15
mg
b- Seramik kaoleninin ; suda
dağılması, plastik olması, pişme küçülmesinin fazla olması, pişme renginin
beyaz olması gibi özellikler taşıması istenir. Kaolen; porselen, duvar fayansı,
izolatör imalinde refrakterlerde ve kaplama tuğlalarında kullanılır.
Seramik kaoleninin
özellikleri :
Al2 O3 %30
Si O2 %70’den az
CaO+MgO %2’den az
Fe2 O3 %0-0,5
c- Gerek doğal, gerekse sentetik kauçuğun yapımında
dolgu maddesi ve genleştirici olarak kaolenden yararlanılır.Cateks karışımına
giren kaolen aşınmaya karşı direnci arttırır ve sertlik giderir.
d- Kaolen, kimyasal bakımdan atıl olması nedeniyle
boyalarda genleştirici olarak kullanılır. Aranılan alıcılığa sahiptir.Rengi
beyaz ve pahalı boya pigmenti ikame edici olduğundan maliyeti de düşürür.
e- Kaolen ayrıca plastik
yapımında dolgu maddesi olarak da kullanılır. Yüzeyi cazip hale getirebilmekte,
cazip renkler kullanılmasına imkan vermektedir.
KAOLİNİZASYON, Taşyapıcı
bazı minerallerin dekompozisyonu (çürümesi, alterasyonu) sonucu kaolen ve kil
teşekkül etmesi olayı.
KAPALI
TİP HALATLAR, En
dıştelleri yuvarlak olmayıp profilleri yardımı ile birbirine kenetlenmişhalat.
Kapalı halatlar üzeri bir veya birkaç özel profilli tel katı ile kaplı, iç
kısmı yuvarlak tellerden teşekkül etmişkatların meydana getirdiği tek demetli
(toronlu) halat. Bu sebeple, bu halatın yapımı, ona mükemmel düz bir yüzey
verdiğinden iç kısımı muhafaza edilmişve böylece halatın aşınmaya ve dönmeye
karşı direnci de artmışolur. Bunlar daha ziyade ihraç tesislerinde ve
teleferiklerde taşıyıcı halat olarak kullanılır. —> Şekil, Çelik halat, Halat damar düzenleri, Halat dolamı, Halat
simgeleri.

KAPAK,
1) Başyukarılarda,
ayaklarda veya göçük olmuşyerlerde malzemenin akmaması için kamalarla yapılan
perde. 2) Ocak imalatı tavanında bulunabilen silisleşmişağaç fosilleri. —> Kapak taşı.
KAPAKLI
OLUK, Yükleme yerlerinde
madenin banda verilmesini veya vagonların muntazam dolmasını sağlayan küçük
silo çıkışı.
KAPAK
TAHTASI, Ağaç tomrukların
tahta veya kalas olarak biçilmesi sırasında kenardan artık olarak çıkan kesiti
daire parçası (sekman) şeklinde olan ağaç.

KAPAK
TAŞI, Birbiriyle açı
teşkil eden yarık ve çatlaklar arasında olan ve alttaki madenin alınmasından
sonra ani kopma tehlikesi gösteren kayaç kitlesi.

KAPALI
İŞLETME, 1) Yeraltında
bulunan maden kitlesini (yatağını) istihsal edebilecek duruma getirmek amacıyla
uygulanan maden ocağı işletme sistemi. 2) Kapalı ocak.
KAPALI
POLİGON, —> Poligon.
KAPAN,
—> Petrol yatakları.
KAPASİTE,
1) İşmakinalarının birim
zamanda yapabilecekleri işi gösteren ölçü. m3/h, m/h, cm/dk gibi. 2)
Bir tesisten birim zamanda (saat, gün, ay, yıl) üretilebilecek maksimum miktar
(t, m3, vb.)
KAPI,
—> Havalandırma kapısı. Çift kapı.
KAPLAMA, 1) Genişanlamda marangozlukta, çeşitli
ağaçlardan elde edilen çok ince ahşap levhaların ahşap bir eşyanın yüzeyine
yapıştırılarak örtülmesi işlemi. 2) Metal, plâstik ve porselen gibi
malzemelerin, dayanıklığının artırılması ve görünümlerinin güzelleştirilmesi
için sert ve geçirimsiz bir metal katmanla sıvanması. Altın, gümüş, paslanmaz
çelik, palladyum , bakır ve nikel kaplamalar, malzemenin kaplama maddesini
içeren bir çözeltiye daldırılması yoluyla elde edilir. Kaplama maddesi
malzemenin yüzeyine kimyasal ya da elektro kimyasal etkiyle tutunur. —> Elektroliz, Galvanopasti (Elektrikli
Kaplama), Elektriksiz Kaplama, Elektrolit.
Eşyaların süslenmesi amacıyla da
yararlanılan kaplama işlemi, daha çok yumuşak malzemelerin dayanaklılığını
artırmak ya da yenime (korozyona) karşı direncini artırmak amacıyla uygulanır.
KAPLAMA
TAŞI, Mermer
işletmeciliğinde ayrı bir taşıyıcı imalât önüne kaplanmak üzere ön ve yanlardan
başka arkaları da işlenmiştaşlar. Kalınlığı, arkasındaki dolgu kalınlığından
azdır.
KAPLAN
GÖZÜ,—> Kristalin kuars.
KAPLİN,
—> Kavrama.
KAPMA
EKSKAVATÖR, 1) Tutucu
kepçe ile (kazı yapan) çalışan kazı makinesi. 2) Grayferli ekskavatör.
KAPSÜL,
Detonasyonu başlatmak için
kullanılan patlayıcı madde (lokum) içerisine konan silindir biçiminde, içi
duyarlı veya iki ayrı ecza maddesi ile doldurulmuşfitil veya elektrik akımı ile
ateşlenerek patlamayı oluşturan ucu kapalı kovan. 2) Detonatör. Primer ecza, cıva
fulminat gibi çok hassas bir patlayıcı maddeden; sekonder ecza ise tetril,
nitropenta vb. brisanslı bir patlayıcı maddeden olur. Âdi ve elektrikli kapsül
olmak üzere iki cinsi vardır. Elektrikli kapsülün de ayrıca; köprülü, aralıklı,
saniyeli, milisaniyeli, gecikmeli (tavikli) kapsül olmak üzere kullanılacakları
yere ve gayeye göre imâl edilen cinsleri bulunur. —> Elektronik gecikmeli kapsül.
KAPSÜL
PENSESİ, Fitilin kapsüle
yerleştirilmesinden sonra kapsülün ucunu emniyetle sıkarak fitilin kapsül dışına
çıkmasını sağlayan özel pense.

KARA
ALTIN, —> Petrol.
KARA
BAKIR, Fazlaca demir ve
diğer yabancı maddeler içeren ve % 6-20 Cu tenörlü oksitli bakır cevherinin
ergitilmesi sonucu elde edilen; renginden dolayı isimlendirilmiş, ürün.
KARA
BARUT, —> Barut.
KARA
FASİYESİ, —> Fasiyes. Nehir alüvyonları, sel
alüvyonları, göl, lagün ve buzul fasiyesi olarak teşekkül etmiştortul
tabakalar.
KARA
ELMAS, 1) Kayaçları delmek
işinde kullanılan siyah elmas. (Boarts) (Karbonado). 2) Mecazi manâda maden
kömürü.
KÂRA
GEÇİŞ NOKTASI, 1) Gelir ve
giderlerin birbirine eşit olduğu üretim hacmi noktası. 2) Değişken üretim
faktörleri maliyetinde bir veya daha fazla alternatiflerin ekonomik oldukları
nokta.
KARA
KEHRİBAR, Siyah renkli,
parlak, yoğun ve homojen bir linyit türü. İyi cila kabul ettiğinden yontularak
ziynet eşyası yapımında kullanılır. —> Oltutaşı.
KARAKOL,
Asansör, vinç ve varagel
başlarına, diplerine veya galerilere yapılan özel emniyet bariyeri (engeli).
KARAKTERİSTİK
FOSİL, 1) Sadece belirli
bir jeolojik devirde yaşadığı için, o fosilin içinde rastlandığı bir tabakanın
yaşını tayin etmeye yarayan fosil türü. 2) —> Kılavuz fosil.
KARALOKS, —> Korund.
KARAT,
1) Elmasları (kıymetli
taşları) tartmak için kullanılan ağırlık birimi (3 1/6 troygram yani 205 mg.)
Uluslararası sistemde metrik karat ise; 200 mg’lik bir ağırlığı ifade eder. 2)
Altın alaşımının sağlık derecesi. Saf altın 24 karat olarak kabul edilir.
Goldsmith standardına göre 22 karat altın; 22 parça altın, 1 parça bakır ve
1parça gümüşten ibarettir. —> Uluslararası
Birimler Sistemine Dair Yönetmelik. Madde 38.
KARBON
DİOKSİT (CO2),
Renksiz, kokusuz, asidimsi lezzetli, havaya nazaran yoğunluğu 1,52 ve O°C ve
760 mm cıva basıncında yoğunluğu 1,9768 kg/m3 olan zehirsiz, boğucu
gaz madde. Havada % 3-4 oranında bulunması nefes almayı güçleştirir, % 5-6 dan
fazla olursa şiddetli başağrısı, şuuru kaybetme ve ölüme yol açar. Taşkömürü
ocaklarına verilen havada başlangıçta % 0,04 oranında olan CO2,
ocaktan dışarı atılan havada % 0,2-0,6 civarında olur.
Ocaklarda, CO2 canlıların nefes
alıp vermesi, ağaçların çürümesi, kömürlerin oksitlenmesi, yangınlar, kömür
tozu veya grizu patlamaları, lağım atımları vb. nedenlerle oluşur. Ayrıca,
jeolojik yapıdan dolayı arazide basınç altında bulunan CO2' nin
yeraltında çalışılan yere ani olarak püskürmesi (degajı) suretiyle de ocak
havasına karışır. Parlak ve normal yanan bir lambanın alevi havadaki CO2
% 3 civarında iken donuk ve kırmızımtrak bir renk alır, şûle kesik cızırtılı
alçalışlar ve yükselişler gösterir. Lambanın şûlesi söndüğü halde o ortamda
insan yaşayabilirse de yaşam için tehlikeli durum başlamışdemektir. CO2
havadan ağır olduğu için galeri ve kuyuların alt seviyelerinde, kuytu ve kör
bacalarda toplandığından bu gibi yerlerde CO2 ‘i uzaklaştırmak için
gerekli tedbirlerin alınması gerekir.
KARBON-IN
PULP (CIP) YÖNTEMİ,
Gümüşkonsantresinden (yaklaşık % 50-80 gümüşiçeren çökelti) gümüşelde etme
yöntemlerinden biri. Pulp İçinde karbon şeklinde de ifade edilebilen bu yöntem,
uygulama sayısının azlığı nedeniyle, siyanürleme kadar rağbet görmemiştir. CIP
tekniği liç çözeltilerinden altın ve gümüşkazanımı için uygulanır. Liç
çözeltilerinde iyonik hale geçmişolan gümüşü aktif karbonun bünyesine
absorblanmasından ibarettir. Aktif karbon; odun, kömür, hindistan cevizi,
fındık, ceviz kabuğundan üretilir. Aktif karbonun tane boyutu, pulp içindeki
katı taneciklerden daha iri olmakta ve elekler vasıtasıyla pulptan
ayrılmaktadır. Daha sonra; etanol, kostik soda ve sodyum siyanür içeren
çözeltiye 90°C’lık ısı sağlanır. Aktif karbona alınan gümüşdesorbe edilir.
Aktif karbona yüklenecek gümüşmiktarı; altın/gümüşoranına, cevher
özelliklerine, liç çözelti tenörüne ve değerli metal iyonları miktarına
bağlıdır.
KARBON
MONOKSİT (CO), Kolay
alevlenen, renksiz, kokusuz ve lezzetsiz, havaya nazaran yoğunluğu 0,97, O°C ve
760mm cıva basıncında 1m3’ünün ağırlığı 1,250 kg olan, karbonlu
maddelerin yüksek ısıda ve hava yani oksijen azlığı olan yerlerde veya bunların
yavaşyanması dolayısıyle teşekkül eden yanıcı ve özellikle zehirleyici, kâfi
derecede oksijen alabildiği takdirde CO2
haline geçen gaz madde.
CO gazı havada % 15-28 oranında bulunduğu
takdirde patlayıcı olup en tehlikeli oran % 20 dir. CO fazla ısı olan yerlerde
daha az oranlarda olsa bile (500°C da %9 ve 600°C da % 7,5) patlayabilir.
Kömür madenlerinde, ocak, ayak, pano gibi
yerlerde alınan hava nümunelerinde CO tesbit edilmesi buralarda yangın
başlangıcının işareti olarak kabul edilir. Havadaki CO miktarı yangın nedeniyle
kapatılan ocak kısımlarında baraj arkasından alınan hava numunelerinde CO oranı
ölçülerek yangın durumu kontrol edilir. Alınan nümunede CO tesbit edilmemesi
yangının söndüğünü ve barajın açılabileceğini gösterir.
CO zehirli olması nedeniyle çalışanların
sağlığı bakımından havadaki oranı % 0,1-0,2 oranı bile insanı 15 dakika içinde
rahatsız etmeyen bir kesiklik ve uyuklama hissi ile yavaşyavaştehlikeli bir
duruma sokabilir.
KARBON
SİYAHI , İhtiva ettikleri
aromatik hidrokarbonların, yüzdesi oldukça yüksek organik bileşiklerin bir
reaktörde kısmi yanmaları sonucunda oluşan madde. Lastik sanayiinde; oto
lastiği, makine parçaları, kablo, taşıyıcı bantlar, hortum, topuk va taban
lastiği imalinde, boya maddesi olarak vernik, plastik, matbaa mürekkebi,
daktilo şeridi, karbon kağıdı imalinde kullanılır. Pelet ve dökme halde piyasaya
sürülür. Bir petrokimya sanayii ürünü.
KARBORANDUM , Aşındırıcı
madde olarak kullanılan silisyum karbürün (SiC) ticari adı. Bileşiminde silisli
kum, kok kömürü ve testere talaşı bulunan karışımın elektrik fırınlarında
ısıtılarak Si O2+3C —> C Si2+2CO reaksiyonuna tabi
tutularak silikon karpit yani karborandum elde edilir. Moos sertliği 9,6 olup,
elmas ve borkarbürden sonra, bilinen aşındırıcı maddeler içinde en sert
olanıdır. Yapay zımpara taşı üretiminde, en sert madenlerin işlenmesinde,
özellikle tungsten karbürlü aletlerin bilenmesinde kullanılır. Yapay bir
kristal olan karborandum, 1881 yılında Amerikalı Acheson tarafından ilk defa
üretilmiştir.
KARBONLA
ABSORBLAMA YÖNTEMİ, —> Siyanür liçi ile altın üretimi.
KARA
TUMBA, 1) Bir panoda,
panonun kılavuzlar ve başyukarılar sürülerek topuklara ayrılması ve topukların
alınması şeklinde uygulanan işletme metodu. 2) Bir tür ilkel oda ve topuk
yöntemi. —> Tumba metodu.
KARBİT,
Karbonun bir metal veya
yarı metal ile yaptığı ikili bileşikler. Hafif metallerin karbitleri su etkisi
ile metal hidroksit ve karbonlu hidrojen verir. —> Karpit. Teknikte demir karbit (Fe2C) bir demir cinsidir.
Wolfram karbit tabii sertliği yüksek bir metaldir.
KARBONİZASYON, 1)
Kömürün oksijensiz bir ortamda ısıtılarak, gaz, sıvı ve katı ürünlerine
ayrılması işlemi. Karbonizasyon işlemi ile kimyasal hammaddeler de
üretilebilir. Karbonizasyon işleminin şartları üretim amacına yönelik olarak
belirlenir. Madencilikte bu işlem kok üretimi ve briketleme için yapılır.
Karbonizasyon işleminde çıkılan son sıcaklık ürün yapısını etkiler. Sıvı ve
katran çıkışı 300 °C civarında başlar ve 550-600 °C ‘de sona erer. Buna karşın
gaz çıkışı 900-1000 °C’ ye kadar devam eder. Karbonizasyon sıcaklığı 600 °C’ye
kadar olan işlemlere “düşük sıcaklık karbonizasyonu”; 900 °C’ ye kadar olan
işlemlere “orta sıcaklık karbonizasyonu”; 900 °C’ den yüksek olan işlemlere ise
“yüksek sıcaklık karbonizasyonu” denir. 2) Odunun sathi yakılması suretiyle
dayanıklı hâle getirilmesi. Bu işlemle odunu meydana getiren hücrelerdeki çabuk
bozulan yumurta akı maddeleri yokedilir. Böylece odunun (ahşabın) toprakta ve
suda çürümesine engel olunur. 3) İçeceklerin karbondioksitle muamelesi yani
karbondioksit-lenmesi işlemi.4) Bitki artıklarını ayıklamak, yani yapağı yünü
didilmişhâle getirmek için onu sülfürik asitle muamele etmek, ardından yünü
ölçülü yüksek sıcaklıkta kurutmak. Bu şekilde bitkisel kısımların selülözu
kömürleştirilir ve tıklatmak ve vurmak suretiyle bu kısımlar ayrıştırılır.
Bitkisel kısımlar, boya maddeleriyle boyanmadığı için karbonizasyon işlemi
lûzumlu olmaktadır. —> Piroliz. —> Kok fabrikası. —> Koklaşma
KARBOKSİMETİLSELÜLÖZ,
—> CMC.
KARBONADO,
—> Karaelmas.
KARBON
ÇEVRİMİ, Atmosfer ve
hidrosferde dioksit şeklinde bulunan karbonun çökelme ve özümleme olayları
sonucu biyosfer ve litosferde depolanması ve bu karbondioksitin doğalgaz,
metamorfizma, endüstri, çürüme ve solunum yolu ile tekrar atmosfere dönüşü.

KARBONLU
SEDİMANLAR, İçerisinde
bulunan karbon miktarına göre değişen ve çeşitli isimler alan sedimanter
tabakalar.

KARBORANDUM,
Aşındırıcı madde olarak
kullanılan silisyum karbürün ticari adı. Silisli kum, kok kömürü ve testere
talaşı elektrik fırınlarında ısıtılarak SiO2+3C —> CSi2+2CO
reaksiyonuna tabi tutulur ve böylece silikon karpit yani karborandum elde edilir.
Moos sertliği 9,6 olup, aşındırıcı olarak yaygın biçimde kullanılır. Elmas ve
borkarbürden sonra, bilinen aşındırıcı maddeler arasında en sert olanıdır.
Ateşe dayanıklıdır ve yüksek sıcaklıkta diğer seramiklerden daha kusursuz bir
elektrik iletkenidir. Yapay zımpara taşı üretiminde, en sert madenlerin
işlenmesinde, özellikle tungsten karbürlü aletlerin bilenmesinde kullanılır.
Karborandum 1891 yılında Amerikalı Acheson tarafından ilk defa üretilmiştir.
KARBÜRATÖR,
Patlamalı motorlarda
akaryakıtın buhar durumuna gelip hava ile karıştığı cihaz.
KARDOKS YÖNTEMİ, Sıvı
karbon dioksit doldurulmuşve bir ısıtma elemanı içeren çelik bir kovan içinde
oluşturulan yüksek basınçlı karbondioksit gazının aniden boşaltılmasıyla
sağlanan patlatma yöntemi.CO2
gazının genleşmesi sonucu ortaya çıkan güçlü itme özelliği, kayacın
bünyesindeki çatlaklara nüfuz ederek parçalanmalarını sağlar ve onları adeta
serbest yüzeye doğru iter. Çelik kovandan ani olarak deşarj olan CO2
gazı da bu sırada çevresini soğutur. Kardoks bir patlayıcı olarak kabul
edilmediği için patlayıcı maddelerin tabi olduğu resmi işlem dışındadır.
Parçalanmak istenen kütle, kardoks tüplerinin girebileceği çapta ve derinlikte
delinir ve içine kardoks tüpleri yerleştirilir ve seri olarak bağlandıktan
sonra manyeto ile ateşleme yapılır. Kardoks sistemi, yapacağı işin
özelliklerine göre; özel alaşımlı diskin kalınlığına, tüpün tipine, boşalma
basıncının, hacminin varyasyonuna göre adapte edilebilir. İşin özelliklerine
göre çeşitli boy ve çapta kardoks tüpleri vardır, —> Şekil.

KARGİR
TAHKİMAT, İnşaat taşları
ile yapılan tahkimat türü.
KARIŞIK
BAĞLAMA, —> Elektrikli kapsül.
KARIŞIK
GAZ, —> Kuvvet gazı, Jeneratör gazı.
KARIŞIK
SARIMLI HALAT, Kordonları
teşkil eden tellerin bir kordonda sağ sarımlı müteakip kordonda sol sarımlı
olması durumundaki halat. —> Çelik
halat, Halat dolamı.
KARIŞTIRMA
LİÇİ,—> Bakır liçi.
KARIŞTIRICI,
1) Flotasyon işleminde
hava habbeciklerinin oluşmasını kolaylaştırmak ve mineral çamurunda (şlam)
sürekli ve muntazam bir karışım sağlamak için kullanılan mekanik düzen. 2)
Sondaj çamurunu belirli kıvamda tutmak için çamur tulumbasının basma borusundan
alınan çamuru çamur tankı veya havuzuna püskürten (tabanca) boru. 3) Genel
anlamda bileşim, tane iriliği, nem gibi özellikleri bakımından heterojen olan
taneli malın hacimsel olarak homojen hale getirilmesini sağlayan düzen.
KÂRLILIK,
1) Kârın kullanılan
kapitale oranının % olarak ifadesi. Burada, kullanılan kapital olarak ana
kapital ile yabancı kapitalin toplamı veya yalnız ana kapital dikkate alınır.
2) Bir kuruluşun bir hesap dönemindeki varlık artışının göstergesi.
KARMA
DİSKORDANS, —> Aykırı tabakalaşma.
KARNALİN, Ekseriya saydam, kırmızı veya kırmızımsı
kahverengi tonlu bir —> Kalsedon.
KARO,
Ocakların çalışmalarında
sürekliliği sağlamak için gerekli hizmetlerin görülmesine yarayan yer üstündeki
kuyu binası, vinç binası, lavvar (eleme ve zenginleştirme) tesisleri, kuyu
kulesi (şövalmanı), kompresör, vantilatör, direk harmanı, artık harmanı
(hurdalık), lavvar suları arıtma tesisleri, enerji santralı ve buhar tesisleri,
kömür ocaklarında kok fabrikası ile kömür siloları, yan ürün tesisleri, gaz
deposu gibi yerüstü tesislerinin bulunduğu alan.
KARO
ŞEFİ, Bölge, bölüm veya
ocak karosunda amirleri tarafından gösterilen işi teknik, idari ve emniyet
bakımından emir ve nizamlara uygun bir şekilde yürüten ve her üç vardiyadan
mes’ul olan kimse.
KAROT,
Yeraltında bulunan
formasyonlar hakkında bilgi edinmek üzere geliştirilen özel delici uçlar
(kronlar) yardımıyla sondaj yapılırken; doğal formasyondan kesilerek alınan
silindirik numune.
KAROTİYER,
Sondajda karot numune alıp
yeryüzüne çıkarmaya yarayan, genellikle standardize edilmişveya özel dizaynlı
çok çeşitli çap ve tipteki numune alıcıları. Tek tüplü, çift tüplü, vayrlayn,
üç tüplü (denison), rijit veya hareketli iç tüplü vb. tipleri vardır. —> Şekil.

KAROTİYER
BAŞLIĞI, Sondajda
karotiyerin tijlere bağlanmasını sağlayan ara parça.
KAROT
SANDIĞI, Sondajda karot
numunelerinin bir sistem dahilinde içine yerleştirildiği ve saklandığı sandık.
KAROT
TUTUCUSU, 1) Sondajda
karotun karotiyerden düşmesini önleyen parça. 2) Keçir. 3) Sekman.
KAROT
VERİMİ, Sondajda bir
manevrada elde edilen karot boyunun o manevrada takımın ilerlediği mesafeye
oranının yüzde olarak ifadesi.
KARPİT,
1) Kalsiyum karbür (CaC2)
bileşiğine ticarette verilen ad. Karpitin su ile temasında oluşan kimyasal
reaksiyonda asetilen gazı açığa çıkar. Bu özelliği nedeni ile karpit
madencilikte veya diğer yerlerde aydınlatma amacı ile karpit lambalarında,
sanayide de oksijen kaynağı işlerinde kullanılır. 2) Karpittaşı.
KARPİT
LÂMBASI, İçerisinde
bulunan karpit (CaC2) ve suyun kimyasal reaksiyonu sonucunda çıkan
asetilen gazının yakılması ve böylece ışık vermesi esasına dayanan aydınlatma
aracı. Karpit lâmbası alevi açıkta olduğundan, patlama tehlikesi olan yerlerde
kullanılmaz.
Karpit lambasının vardiyada karpit tüketimi
250 gr. civarındadır. Lambanın üst kısmına su, alt kısmına da karpit
doldurulur. Üst kısımdaki su bir kelebek vida ile ayarlanmak suretiyle alt
kısımdaki karpit üzerine damlatılır. Alevin ışığından daha fazla yararlanmak
için lambaya bir de iç bükey metal reflektör de takılabilir. Asetilenin çıktığı
meme tıkanırsa lamba söner; daha sonra tıkalı meme fırça ila açılır. —> Şekil
.
KARST
VE KARSTLAŞMA, Poröz,
çözünebilir ve kalınlığı fazla kayaçlar (bilhassa kireç taşları) içinde, bunlar
boyunca veya derine doğru hareket eden meteorik sularla daha az olarak çökel
havzalardan türeyen ılık ve sıcak suların; derin yerleşimli mağmatik bir
kaynakla ilişkili sıcak sıvıların oluşturdukları, çözünme, aşınma ve çökme ile
oluşan erime yapıları. Genel olarak “Karstlaşma” bir olayı, “Karst” ise bu olay
sonucunda ortaya çıkan yapıları anlatır. Karst sözcüğü Yugoslav dilinde kras ve
İtalyan dilinde Carso sözcüklerinin Almanca’sıdır.
KARŞI
AĞIRLIK,—> Kontrupua.
KARŞI
GALERİ, Galeri açmada iki
yönden ilerleme yapıldığı zaman, birine göre diğerinin aldığı isim.
KARTİYE,
Bir veya birkaç üretim
ünitesinden oluşan ocak kısmı. —> Kat.
KARTİYE
RANDIMANI, Kartiyede
yapılan üretimin; kartiyede üretim için yapılan işçi yevmiyesi sayısına bölümü
ile elde edilen kg/yev veya t/yev değer.
KARTUŞ,
1) Silindir şeklinde
hazırlanmışkağıt ambalajlı patlayıcı madde. Dinamit kartuşlarına dinamit lokumu
da denir. 2) —> Lokum (Dinamit
lokumu).
KASNAK,
Makinelerde birbirine
paralel millerden dönme hareketinin birinden diğerine geçmesini sağlayan
kayışların takıldığı çember. Hareket alan kasnakla hareket veren kasnak aynı
yönde dönecekse, kayışdüz takılır, aksi yönde döndürülecekse çapraz takılır.
Hareket alan ve hareket veren kasnaklar arasında, çap ve devir sayıları
bakımından;
D1 m2
------- = -------
bağlantısı vardır.
D2 m1
KASÜR,
Yeraltı ve yerüstünde
görülen arazi çatlakları.
KAŞIK,
Elle delinen lağım
deliklerinde delik içinde meydana gelen tozu çıkarmak için kullanılan kepçe
biçiminde bakırdan yapılmış(barutçu çubuğu) yardımcı alet (lağım kaşığı).
KAT
, 1) Maden ocaklarında
üretim yapmaya esas teşkil edecek şekilde belirlenen ana üretim seviyeleri. 2)
Üretilen madenin ana ihraç sistemine taşınması ve havalandırma için maden
yatağını yatay olarak bölümlere ayırmak üzere sürülen galerilerin tümünü içine
alan, yatay düzlem. 3) Kömür madenciliğinde bir maden ocağının birkaç
kartiyesinden oluşan kısmı.
KAT
AĞZI, Galerilerin kuyu ile
birleştiği yani insan, malzeme, cevher veya kömür naklinde yatay nakliyat
sistemi ile dikey nakliyat sisteminin kesiştiği yer

KATAR,
1) Lokomotif ile
vagonların oluşturdukları (demiryolu katarı) dizi. 2) Taşıt dizisi. 3) Yük
treni.
KATILAMA,
Metal malzemelerin yenime
(korozyon) karşı dayanıklılığını ve başka fiziksel özelliklerini geliştirmek
amacıyla uygulanan yüzey işlemi. Malzemenin katılanacak bölgesi, katılama
maddesini içeren bir katı, sıvı ya da gaz ortamda, yüksek sıcaklıklara kadar
ısıtılır. Yüzeyinden içeri doğru katılanan malzemenin bu bölümünde yeni bir
alaşım oluşur. Sanayide uygulanan başlıca katılama yöntemleri, çeliğin
karbürlenmesi (karbon emdirme); demirli ve demir dışı metallerin kalorizasyonu
(alüminyum emdirme); nikel, kobalt ya da vanadyum temelli alaşımların
korunmasına ya da tuğlamsı metallerin çok yüksek sıcaklıklarda yükseltgenmesini
önlemeye yönelik seramik kaplamadır. —>
Sementasyon.
KATİNGS,
—> Kırıntı (cuttings).
KAT’İ
PROJE, —> Proje.
KAT
LAĞIMI, Bir maden ocağında
ana üretim katını teşkil etmek ve maden yatakları veya kömür damarlarını kesmek
için sürülen ve ana nakliyat kuyusuna bağlı olan ana lağım (galeri). Ara
katlarda tali kuyularla pano arasında irtibatı sağlamak için sürülen lağımlara
(galerilere) ise ara kat lağımı denir. —> Ocak (2).
KATLANMA,
1) Teşekkül eden bir
antiklinalın bir tarafa devrilmesi ile meydana gelen kıvrılma. 2) Nap.

KATMAN,
—> Tabaka.
KATOT
BAKIRI, Normal olarak
takriben 3ft x 3ft, bazan da daha genişolabilen; kalınlığı 0,5- 7/8 inç ve
ağırlığı 350 libreyi bulan düz bakır levha. Katot bakırı elektrolitik bakır
elde etme işleminin ürünü olup, olduğu gibi veya eritildikten sonra filmaşin,
külçe veya sürekli döküm işleminden sonra piyasaya tel olarak sürülür.
KATRAK
TEZGAHI, 4 ucu mafsal
tertibatı sebebiyle ileri geri hareket edebilen ve yukarıdan aşağıya doğru ve
dişli miller vasıtası ile muayyen bir süratle otomatik olarak inebilen,
lamaları dikine ve iki ucundan sıkıca gerdirilmişbir çerçeve şaseden ve
lamalara daimi olarak su ve kum verebilecek tertibat ve depodan, şaseye muayyen
sayıda ileri geri hareketi verdiren bir motor ile biçilmesi arzu edilen bloklar
sıkıca üzerine yerleştirilmiş, ray üzerinde hareket edebilecek şekilde imal
edilmiştekerlekli bir vagonet şasesinden oluşan makine.
KATRAN,
Organik maddelerin kuru
damıtılması ile elde edilen ürün. Sıvı yağ kıvamında, koyu kahverengiden siyaha
kadar değişen renkte, ağır is kokulu, suda erimeyen bir akıcı madde olup,
bitkilerden elde edilenine bitki katranı, maden kömürlerinden elde edilenlerine
de maden kömürü katranı adı verilir.
KAVKILI
BREŞ, Deniz hayvanlarının
kabukları ile birlikte teşekkül etmişgreli breş.
KAVLAK, Maden
ocaklarında atımdan sonra meydana gelen çatlaklar veya diğer yerlerde herhangi
bir nedenle oluşan kılcal çatlakların zamanla büyümesi suretiyle ana kayaçtan
ayrılıp askıda kalan ve tehlike yaratan, tıklatıldığında kof ses çıkaran
taşveya cevher parçaları veya blokları.
KAVLAKÇI, Süngü
yardımıyla kavlakları söküp düşüren kişi.
KAVLAK DÜŞÜRME, Ateşlemeden
sonra veya vardiya başında tavanda, alında ve yanlarda bulunan gevşek
kısımların (kavlaklar) düşürülerek, işyerinin emniyete alınması işlemi.
KAVRAMA, 1)
Vagonları birbirine otomatik bağlama düzeni. —> Kanca. 2) Boruları birbirine bağlayan düzen. 3) Bir motorun milinin
hareketini başka bir mile aktarma veya aynı eksende dönen iki mili birbirine
bağlama düzenleri. 4) Taşıt araçlarındaki debriyaj. 5) Kaplin.
KAVŞAK, İki
galerinin kesişme yeri. İki galerinin kesişme durumuna göre tahkimat şekli özel
olarak imal edilerek ilerleme sırasında yerine yerleştirilir.

KAVURMA, Bir
metali veya bileşiklerini oksijen, su buharı, C ve S veya Cl ile birlikte erime
meydana getirmeden veya erime başlangıcında bir suhunete kadar ısıtılarak
bünyesinde bir değişiklik meydana getirmek ve bu surette metal veya
bileşiklerinin bir kısmını uçucu bir madde halinde uzaklaştırma işlemi.
KAYA KRİSTALİ,
—> Kuars (SiO2), Neceftaşı.
KAYATUZU,
Jeolojik devirlerde lagünlerin, özel durumlarda, buharlaşması sonunda oluşan,
saf halde renksiz fakat yataklardan birçoğu gri, sarı, kırmızı ve hatta mavi
yeşil renklerinde olabilen bir hammadde. Tabaka halinde yığılmışveya marnlar
arasına katılmışolarak bulunur. Türkiye de önemli kayatuzu yatakları Çankırı
Sekili, Tepesidelik, Gülşehir (İç Anadolu) ve Tuzluca, Kağızman (Doğu Anadolu)’da
bulunur.
KAYAÇ, 1)
Yerkabuğunu teşkil eden, herhangi bir şekilde birbirleriyle bağlantılı, büyük
kütlesel ve oldukça muntazam, sağlam iç yapısı bulunan, bir veya birkaç
mineralin bünyesinde sistemli bir şekilde dağılımı sağlanmışve herzaman isbatı
mümkün olamayan bir bütünlük arzeden oluşum.
2) Genel olarak cevher veya kömürden başka
yerkabuğunu oluşturan madde topluluğu 3) Taş. Kayaçlar genelikle oluşumlarında
etkili olan sürelere bağlı olarak başlıca üç sınıfa ayrılır. Bunlar a) Magma
olarak adlandırılan erimişmaddenin katılaşması ile oluşan korkayaçlar. b) Daha
önceden var olan kayaçlardan ayrılan parçalardan ya da eriyiklerden çökelen
maddelerden oluşan tortul kayaçlar. c) Korkayaçların ve tortul kayaçların
mineral bileşimlerinin, dokularının ve iç yapılarının çeşitli koşullar yüzünden
değişmesi ile oluşan başkalaşım kayaçları.
Bu üç sınıfa giren kayaçlar ayrıca, en
başta kimyasal, mineralojik ve yapısal özellikleri olmak üzere değişik
etkenlere bağlı olarak çok sayıda alt gruba ve tipe ayrılır.
KAYAÇBİLİM,
—> Petrografi. Taşbilim.
KAYAÇ
KRİSTALİ,—> Neceftaşı.
KAYA
MEKANİĞİ, Çeşitli etkiler
altında bulunan kayaçların madde ve kütle olarak davranışlarını teorik ve
uygulamalı olarak inceleyen bilim dalı. Kaya mekaniği, genel mekaniğin bir dalı
olup, kayaların fiziksel ortamdaki kuvvet alanlarına tepkisini inceler.
KAYAÇ
ŞAPI,—> Şap.
KAYDIRMA,
Uzun ayak sistemine göre
üretim yapan bir üretim yerinde ayak ilerledikçe taşıma ve üretim donatımının
komple olarak alına itilmesi. —> Kazı
rendesi.
KAYIŞ,
1) Dar ve uzun kösele
dilimi. 2) Kasnaklar vasıtası ile iki paralel milin birinden diğerine hareketi
nakletmekte kullanılan lastik, kösele vb. maddelerden yapılan eleman.
KAYIT,
1) Maden kuyularında
kafesin öngörülen doğrultusunu muhafaza etmesine ve kuyu içinde yalpalanmadan
hareket etmesine yarayan ağaç, ray, profil, çelit halat vb. malzemeden yapılan
kılavuz. Kafes halatının kopması halinde, paraşüt tabir edilen emniyet
mekanizması kafesin kayıtlara tutunarak durmasını sağlar. 2) Gayt. 3) Gidaj. 4)
Kuyu kılavuzu.

KAYMA
AÇISI, Yığılmışmalzemenin
kendini taşıyamayarak kaymaya başladığı eğik düzlemin yatayla yaptığı açı
değeri. Kayma açısı, denge açısından biraz daha büyüktür.
KAYMA ŞEKLİNDE HEYELÂN, Bir yerden başlayarak, bir yüzeye yayılma şeklinde devam eden ve âni
olmayan heyelân türü. —> Heyelân,
Devrilme şeklinde kayma.

KAYMAKTAŞI, Rengi
kar gibi beyaz olan, yarı saydam sıkı yapılı bir jips türü. Minerolojide albatr
adını alır. Buna sumermeri de denir.
KAYNAÇTAŞI,
—> Geyzerit.
KAYNAK,
Maden yataklarının
belirlenmesi bakımından uzun vadeli bir kavram. Kaynak yerkabuğunda doğal halde
bulunan ve ekonomik işletilebilirliği, günün koşullarında veya ileride mümkün
görülen; katı, sıvı veya gaz konsantrasyonları. Ancak kaynağın rezerv terimi
ile ifade edilen bölümünün dışında kalan kısmı da potansiyel ve varlığı henüz
tesbit edilememişkaynaklar olmak üzere iki ayrı bölümde ele alınır. Böylece;
Kaynak = Rezerv + Potansiyel + Tesbit edilmemişkısım şeklinde gösterilir. Az da
olsa belirli bir derinliğe kadar varlığı kabul edilen maden kütlesinin sadece
jeolojik hipotezlere dayanarak daha derinlere doğru ekstrapolasyonu sonucu
varlığı ümit edilen maden miktarını ifade için “Perspektif” deyimi de
kullanılır. —> Şekil.

KAYTAN
VİDA, —> Yuvarlak dişprofilli vida.
KAZA,
1) Kasıt sözkonusu
olmaksızın, beklenmedik ve sonucu, arzu edilmeyen bir olayın ortaya çıkardığı
zararla ifade edilebilen her durum. Belirli bir zarar ve yaralanmaya sebep olan
her olay, genel anlamda bir kaza olmakla beraber, her zaman işkazası olarak
nitelendirilemez. 2) Beklenmedik bir çabuklukla bir zararı doğuran bütün
sebepler kompleksi. Diğer bir ifadeyle kısa bir süre içinde çalışanı arızaya
uğratan bir olay.
KAZA
BİLDİRİ KAĞIDI, Kazaya
uğrayan işçinin kaza sonucu durumunu bildiren resmi kayıt.
KAZI,
Cevherin veya kömürün,
oluştuğu ortamdan, el veya yardımcı bir araç ile kazılarak çıkarılması. —> Hafriyat.
KAZI
KESİTİ, 1) Bir plana bağlı
olarak yapılan atım sonucunda hasıl olan ve tahkimat yerleştirilmeden önce
beliren galeri kesiti. 2) Brüt kesit.
KAZI
MALİYETİ, Cevherin,
kömürün veya kayacın kazısı sırasında m3 veya ton başına düşen harcama.
KAZI
RANDIMANI, Kazılan maden
miktarının kazı için yapılan işçi yevmiyesi adedine bölümü ile bulunan (kg/yev
veya t/yev) üretim miktarı.
KAZI
RENDESİ, 1) Uzun ayakta
kömür üretiminde kullanılan bir tür rendeye benzeyen gereç. Bu gereç kömür
damarına 5-8 cm kadar girerek yonga gibi kömür söker ve yandaki taşıma aracı
üzerine düşürür. 2) Kömür sabanı. 3) Hobel. 4) Pulluk. 5) Saban —> İtme pistonu.

KAZI
SINIFI, Kömür işletmesinde
kazı işlerinde çalışan kazmacı, bacacı, kazmacı yedeği vb. işçileri kapsayan
grup.
KAZI
YÖNÜ, Hangi işletme metodu
olursa olsun; madenin kazısı sırasında uygulanan kazı sisteminin ayak içindeki
ilerleme yönü. —> İşletme yönü. Kapalı
işletme.
KAZI
YÜKSEKLİĞİ, Açık
işletmelerde kazı yapan işmakinesinin ulaşabileceği azami yükseklik. Kazı
yüksekliği, basamak yüksekliğinden biraz küçük olup, ulaşılamayan kısmın kendi
ağırlığıyla ve tehlike oluşturmayacak şekilde düşeceği dikkate alınır. —> Basamak yüksekliği.
KAZMA,
1) Madenin örtü tabakasını
veya yantaşını kazıp kaldırmak, düzeltmek gibi işlerde kullanılan ağaç saplı
demir veya çelikten imal edilen araç. Bunlar kullandırılacakları işe göre
çeşitli şekillerde imal edilir. Kömür-, taş-, demiryolu kazması diye
isimlendirilir. 2) Kazı yapma işi.
KAZMACI,
1) Yeraltı maden
ocaklarında kazı yapılan alında kazma veya havalı tabanca ile kazı yapıp kömür,
maden cevheri ve diğer katı mineralleri çıkarıp açtığı boşluğun tahkimatını
yapan (kişi) usta. 2) Kazmacı ustası.
KAZMACI
RANDIMANI, —> Randıman.
KAZMACI
USTASI, —> Kazmacı.
KAZMACI
YEDEĞİ, Kazmacı
yardımcısı, kalfa.
KAZMA
KÜPÜSÜ, Kömür kazısında
veya lağımlarda kullanılan özel tipteki kazmanın çekiç veya balyos gibi
kullanılan dip kısmı.
KEÇE,
—> Salmastra.
KEÇİR,
—> Karot tutucusu.
KEDİ
GÖZÜ, —> Kristalin kuars.
KEHRİBAR, (Kelibar) Kırılabilen, hemen hemen saydam,
soluk sarı renkte, sert gibi fiziksel özellikleri havi, soyu tükenmişbir çam
ağacında bulunan “ süksinit asit” içeren fosilleşmişreçine. Kehribar sürtülünce
hafif maddeleri çeker ve Yunanca adı “elektron” olduğu için, buradan” elektrik”
kelimesi türetilmiştir. Kehribar eski çağlarda yaşayan sinek ve böcekleri de
bünyesinde fosilleştirmişolabilir. Duman ve aromatik kokular çıkararak yanar.
KEK,
1) Kuyu cidarı yakınında
bulunan sondaj çamurunun basınç etkisi ile suyu kısmen kaybederek kuyu
cidarında muayyen kalınlıkta çökmesinden hasıl olan ve kuyu cidarını koruyan
bentonit tabakası. 2) Cevher hazırlama tesislerinde filtrede yapılan süzme
sonucu filtre yüzeyinde toplanan katı madde. 3) Pasta.
KELEBE,
1) Kattan kata yan taş,
cevher veya kömür içinde aşağıdan yukarıya doğru dik olarak açılan (sürülen)
başyukarı. Kelebe maden, malzeme ve insan inişçıkışı için ayrı ayrı sürüldüğü
gibi, tek kelebe çok amaçlı olarak da düzenlenebilir. 2) Dikbaşyukarı. 3) Bür.
KELEBEK
SOMUN, Kolayca
çevrilebilmesi için kanat biçiminde iki küçük çıkıntısı bulunan somun.
KELLY,
Rotari tablası sistemi ile
çalışan makinelerde, rotari hareketini tijlere ileten ve tije benzeyen kare,
altıgen, yivli-silindirik kesitli özel takım.

KEMER,
1) Lağım, tünel, geçit,
köprü gözü, kapı, pencere gibi açmaların oyuğu aşağı bakan yay biçimindeki üst
eşiği. Bunların şekli yarım daire, sivri, sepet kulpu veya daire parçası
şeklinde ve taş, tuğla, beton vb. yapı malzemleri kullanılarak yapıldığı gibi
sağlam arazide tavana hemen kavis şekli verilerek de galeri açılır. 2) Bele bir
kez dolanıp toka ile tutturulan sert kayışve keten örgüden yapılan bel bağı.
Tehlikeli yerlerde, kulelerde ve kuyularda çalışan işçilerin emniyetle
çalışmalarını sağlamak için çalışma sırasında kancalı zincir veya halatla
teçhiz edilmişkemere de emniyet kemeri denir.
KEMİK,
Mermer içindeki dolomit
damarları.
KENARLIK
PLAK, Mermer
işletmeciliğinde plâkların muayyen şekil ve ölçülere göre, kenarlarının
kesilmişhali.
KENET
YUVASI, Mermer
işletmeciliğinde madenî kenetlerin taşa tesbiti için açılan yuvalar. —> Madeni kenet.
KENEVİR
HALAT, Kendir denilen
bitkinin sapındaki liflerden imal edilmişhalat.
KEPÇE,
Draglayn, ekskavatör,
yükleyici (loder) gibi kazı ve yükleme makinelerinin toprak veya cevher kazmada
ve yüklemede kullanılan belli hacimdeki kesici küreği.
KEPÇELİ
BAGER, Kazma ve yükleme
işi yapan ağır işmakinesi. Kazma işi bir kepçe vasıtasıyla yapılır. Kepçe dip
kapağının açılması ile malzeme -genellikle kamyona- boşaltılır. Kepçeli
bagerler çalışılan zemin düzleminin üstünde durur; karşılarındaki malzemeyi
çıkarır.

KEPÇELİ
TARAK DUBASI, —> Tarak Gemisi.
KERESTE,
1) Tomrukların boyuna
biçilmesi ile elde edilen marangozluk ve inşaat malzemesi. 2) Yapı ve doğrama
işlerinde kullanılan kadran ve tahtaların her çeşidi.
KERNİT (Na2
B4 O7.
4 H2O), Doğada renksiz, saydam uzunlamasına iğne
şeklinde küme kristaller halinde bulunan bir bor minerali. Atmosferik
koşullarda tinkalkoni-te dönüşür. Sertliği 3, özgül ağırlığı 1,95 gr/cm3 ve B2O3içeriği %
51 dir. Soğuk suda çözünür. Kırka’da tinkal (Na-borat) kütlesinin alt
kısımlarında rastlanmıştır. Dünyada ise Arjantin ve ABD’de bulunur. 2) Razorit.
KERTİ,
1) Küçük atımlı fay. 2)
Basamak.
KESENE,
—> Götürü işanlaşması.
KESİT,
1) —> Profil. 2) Makta. 3) Bir cismin veya
arazi parçasının incelenebilmesi için kesilmesi halinde ortaya çıkan kesinti
yüzeyi. Arazinin kesitine jeolojik kesit, yolların meyil durumlarını göstermek
üzere yapılan kesitlere demiryolu, karayolu kesiti vb., arazinin topoğrafik
durumunu göstermek üzere yapılan kesite topoğrafik kesit denir. Kesit, yatay-,
meyilli-, veya faydalı olacak her istikamette yapılabilir.
KESKER,
Çakmak taşı diye isimlendirilen
amorf kuars.
KESKİ,
1) Bir tarafı keskin
olarak yapılan büyük çekiç. 2) Bir tarafı büyük tornavida ağzı biçiminde ve bir
tarafından darbe yapılabilecek şekilde düzlenmişyuvarlak veya çokgen kesitli
çubuk. 3) Mermer işletmeciliğinde
kullanılan, ucu yassı fakat keskin olmayan kalem .
KESKİN
VARYOZ, —> Varyos.
KESME,
1) Kömür tabakaları
içinde, kömürün teşekkülü sırasında çökelmiş, bant halinde bulunan sert veya
yumuşak şist tabakaları. 2) Arakesme. 3) Lavvarda kömürden ayrılan şist.
KESME
HIZI, Sondaj işlemlerinde;
bir dakika içerisinde sağlanan ilerlemenin metre ile ifade edilen (m/dk) ve
sondaj kronlarının birbirleriyle karşılaştırılmasını sağlayan hız kavramı.
Kesme hızı, formasyon şartlarına olduğu kadar seçilen matkap cinsi, çap, baskı
ve devir sayısına (d/dk) göre değişir.
KESME
KÖMÜR, —> Mikst.
KESME
ŞİST, —> Killi şist. Kömürlü şist.
KESME
TAŞ, Mermer
işletmeciliğinde, bütün yüzleri ön, arka, alt ve üst yanları ince yonu olarak
işlenmiştaşlar.
KESON, Su altında sürdürülen yapı çalışmalarında
veya yumuşak zeminlerde temel atmakta kullanılan kasa. Kesonlar genel olarak
metal veya betonarme olarak prizma yada silindir şeklinde, uzunlukları ise
kullanılacakları yerin şartlarına göre hazırlanır.
Suya indirilmek üzere üst bölümü açık kasa biçiminde imal edilecek
kesonlar genellikle yerde hazırlanır ve daha sonra suya indirilerek
kullanılacakları yere kadar yüzdürülür, burada kesonun kapalı tarafı daha önce
hazırlanmışbir temel üzerine oturtulur. Kesonun açık üst bölümü ise su
yüzeyinin üstünde kalır.
Üst ve alt bölümlerinin her iki tarafı da açık olan kesonlar;
kullanılacakları yerde hazırlanır. —> Keson
kuyu.
Kazı sırasında kesonun içinde toplanan kazılmışmalzeme kapma kepçe,
kova, şlam tulumbası vb. araçlarla dışarı alınır. Keson dibe oturdukça üst bölümüne
yenileri eklenir.
Basınçlı (pnömatik) kesonlar da açık kesonlara benzer ama bunların
kazılan alt bölümlerinin üstünde hava geçirmez bir ek bölme yapılır. Bu hava
sızdırmaz bölme ile kazılacak yer arasında basınçlı hava verilen bir çalışma
odası bulunur. Böylece kazı yerine toprak ve su akışı denetim altına alınır. Bu
şekilde hazırlanmışolan kazı odasında çalışan işçiler özel giysilere gerek
kalmadan çalışabilir.
Yeraltı su seviyesinin altında açılan
tuneller ve galerilerde gerekli basınçlı hava tazyiği; hidrostatik derinliğe
göre her bir metre derinlik için tatlı su olan yerde 0,1 kg/cm3,
deniz suyu olan yerde de 0,102 kg/cm3 olarak; uygulanır. Böyle bir
basınçlı hava altında tunel ve galeri açma yöntemi 1930 yılında ABD’de Mişigan
eyaleti Detroitte-Wintson, Ontario tunelinin açılması ve 1948 yılında
Zonguldakta kurulan Çatalağzı santralına denizden soğutma suyu almak için deniz
altına sürülen galerinin açılmasında uygulanmıştır.
KESON KUYU, 1) Kuyu kazılmasında gevşek (çürük, akıcı
ve sulu) formasyonlarda uygulanan özel bir kuyu kazı metodu. Çürük arazide kuyu
kazılacak yerde çember şeklinde bir mahmuz hazırlanarak, mahmuzun üstüne,
tuğla, beton veya betonarme kuyu tahkimatı yapılır. Bu yapma kuyunun tabanında
kuyu kazısına başlanır. Kuyu derinleştikçe yapma kuyu kendi ağırlığı ile
arazinin içine kayar ve üstüne tahkimat ilave edilerek kazıya devam edilir.
Arazi içine kaymayı kolaylaştırmak için, özel durumlarda hidrolik
baskı uygulanır.
Genellikle 30 m olan derinliklere kadar
inilir. Bu kuyu kazı metodu ile 180 m’ye kadar inilebildiği olmuştur. 2)
Batırmalı kuyu. —> Keson.

KEŞİF
SONDAJI, Mevcut olduğu
tahmin edilen maden yatağının rezervi ve tektonik yapısı ile tenör veya
kalitesinin öğrenilmesi, rezervinin saptanması, çeşitli kotlarda tenör veya
kalite değişikliklerinin bilinmesi, maden yatağı sınırının tesbit edilmesi, yan
kayacın niteliklerinin bulunması ve yeraltı sularının durumu hakkında bilgi
edinilmesi amacıyla yapılan sondaj.
KEYSİNG
ŞU (Casing shoe), —> Çarık.
KILAVUZ,
Yüksekliği galeri yüksekliği
kadar olan damarın doğrultusu boyunca, damar içinde sürülen uzunca ve yan
tarafta topuklarla veya cevherle sınırlandırılmışolan bir arama, üretim veya
hazırlık galerisi (yolu). Genellikle ince damarlarda kılavuzların tavan ve
tabanını, damar meyli az ise, cevher veya kömür yatağının tavan ve tabanı;
damar meyli dik ise, cevher veya kömür teşkil eder. Kalın maden yataklarında
kılavuzlar maden yatağının istikametinde cevher veya kömür içinde veya maden
yatağının tavanını veya tabanını takip ederek sürülür. Tavan veya taban takip
edilerek sürülen kılavuzlar tavan veya taban kılavuzu diye isimlendirilir.
—> Taban (tavan) galerileri.
KILAVUZ
DELİKLERİ, Galeri
ilerlemelerinde, formasyon içerisinde su veya gaz birikimi olması muhtemel
yerlerde emniyeti tahkik etmek veya ilerlemeyi kolaylaştırmak amaçlarıyla
açılan ve boyları beşmetre civarında olan sondaj delikleri.
KILAVUZ
FOSİL, Tortul tabakalar
fosilli olduğu zaman bunların teşekkül ettiği devri ve zamanı tesbit etmeye
yarayan ve o devri karakterize eden taşlaşmışbitki veya hayvan kalıntısı. —>
Karakteristik fosil.
KILIÇ
DAMAR, —> Damar (yatımı) meyli.
KILIFLI PATLAYICI
MADDE, Sulu
yer-lerde açılan deliklerde kullanılmak üzere özel bir kap (manto) içinde
pazarlanan patlayıcı madde.
KILSAY,
Mermer bloklar içindeki
ince ve muhtelif istikametlerdeki silis veya aragonit damarları.
KIRICI,
—> Konkasör.
KIRILMA, Minerallerin kırılma yüzeyinin ifadesi.
İyi dilinim göstermeyen minerallerin darbe tesiri ile parçalanması. Mineralin
kırılan yüzü kırılma görünümüne göre konkoidal kırılma (Obsidiyen), düz olmayan kırılma
(arsenopirit), topraksı kırılma (kil), vb. çeşitli ifadelerle belirlenir. Yeni
meydana gelmişkırıklar mineralin gerçek rengini gösterir. —> Refraksiyon.
KIRILMA
MUKAVEMETİ, Bir kayacın
üzerine dik olarak yapılan basınca karşı bu kayacın kırılma anında gösterdiği
mukavemet. Bu mukavemet 1 cm3 ve 1 inç3’lük numuneler
üzerinde test yapılarak bulunur. Test parçasını teşkil eden prizmanın boyu kısa
olursa mukavemet yüksek, uzun olursa mukavemet düşük olur.
KIRINTI,
1) Sondajda matkapların
formasyondan kopardıkları ve devridaim sıvısı ile yeryüzüne atılan küçük
parçacıklar. 2) —> Katings. 3)
Sediman.
KIRMA,
1) Mineral veya kayacın
boyutlarını küçültmek ve böylece 10 mm’ye kadar düşürmek amacıyla yapılan
işlem. Bu da kaba kırma ve ince kırma diye iki ayrı safhada yapılabilir. Kaba
kırma işleminde boyutlar 15 cm’ye kadar düşürülür. 2) İri boyuttaki ufalama.
KIRMATAŞ,
—> Balast.
KIRMIZI ALTIN, 24
karatlık saf altına gümüşyerine bakırın katılmasıyla elde edilen ve kızıl
renginden dolayı halk arasında yapılan altın cinsi tanımlaması. —> Altın ayarı.
KIRMIZI BAKIR,
Saf bakıra verilen ad.
KIRMIZI KURŞUN,—>
Sülüğen.
KIRMIZI ZIRNIK,
Bir arsenik minerali olan turuncu rengindeki realgara (As2 S2)
halk arasında verilen isim. —> Arsenik.
KIRŞEHİR TAŞI —> Hacıbektaştaşı.
KISA GECİKMELİ KAPSÜL, —> Milisani-yeli kapsül.
KISMİ
RAMBLE, Yeraltında açılan
boşluklara muntazam aralıklarla yapılan dolgu türü. Zamandan ve harcamadan
tasarruf amacı ile de yapılan bu ramble (dolgu) türü, damar istikametinde tarak
şeklinde bir görünümde olduğundan bu dolguya “taraklı ramble” de denir.

KIT’A
SAHANLIĞI, Kara ülkesinin
denizin dibindeki uzantısına verilen ad. Doğal uzantı 200 mile kadar gitmiyorsa
belirlenmesi gereken uzantı. Bir ülke kendi kıta sahanlığında balıklar, deniz
dibindeki petrol dahil her türlü madenleri işletme hakkını kazanır ve ekonomik
imkanları denetler. Bu bölge üzerinde seyreden gemilerin geçişhakkına
karışamaz.

KIVAM
TANKI, —> Kondisyoner.
KIVILCIM,
1) Demir, çelik ve taşgibi
maddelerin birbirleri ile güçlü bir şekilde çarpışmasında sıçrayan
ateşdurumundaki zerre. 2) Yanmakta olan bir maddeden herhangi bir etki sonucu
kopup sıçrayan küçük ateşparçası.
KIVRIM, Kayaç tabakalarında yan basınç etkisi ile
dalgalı bir şekilde meydana gelen bükülmeler. Kıvrımların semer şekilli
çıkıntılarına —> Antiklinal,
tekne, şekilli girintilerine de —> Senklinal
denir. Her kıvrımın iki tarafında bulunan eğimli tabakalara o kıvrımın yanları,
iki yanın vücuda getirdiği açıyı ortalayan düzleme de eksen düzlemi, bu
düzlemin tabakayı kesmek suretiyle yüzeyde hasıl ettiği çizgiye kıvrım ekseni
denir. Yanlardaki eğimli tabakaların doğrultusu —> (İstikameti) kıvrımların eksenine paralel,—> Eğimleri (Yatımları) ise
doğrultulara diktir. Kıvrımların bükük olan kısmına şarniyer denir. Kıvrım
ekseni de şarniyerin doğrultusunu gösterir.
Kıvrımların basit bir şekli monoklinal kıvrım veya fleksürdür. —> Şekil. Ekseriya yatay tabakalarda daha
belirgin olan bu çeşit kıvrım tek yanlı olup tabakaların bir kısmının çökmesi
ile hasıl olur. Çökme olayı şiddetli olursa kıvrılan kısım fazla gerilir,
inceleşir ve nihayet kırılarak kıvrım bir —> Fay şeklini alır.
Kıvrımlar; Normal, İzoklinal, Yelpaze
şekilli kıvrımlar olarak üç şekilde meydana gelir. Bunlar doğru, eğik ve devrik
olabilir. —> Şekil.

KIVRIM
FAYLARI, —> Gül diyagramı.
KIVRIM
EKSENİ, —> Kıvrım.
KIYI
FASİYESİ, Deniz
kıyılarında çökelmişolan konglomera ve greler gibi iri taneli tortul kayaçlar.
—> Fasiyes.
KIZAK, Seyyar (mobil) bir makineye ait çeşitli
ünitelerin (motor, şanzıman, sondaj ünitesi gibi) üzerine monte edildiği
çelikten yapılmışşase.
KIZAKLI
KAUÇUK HASIR, Ramble
yapılırken, ramble malzemesinin alın tarafına akmasını önlemek için, ayağın
üretim yapılan tarafına zemin ile sarmalar arasına konulan ve gerdirme tablası
ile demir direklere dayayarak ayrıca üzerinde mevcut düzenle iyice gerdirilerek
sun’i bir duvar durumuna getirilen perde. Eski ramble ile hasır perde arasında
kalan boşluk sıkıştırılarak doldurulduktan sonra, kauçuk hasır perde vinç
halatı ile kızak üzerinde çekilir ve bir sonraki ramble için hazır hale
getirilir. Buna ramble perdesi de denir.
—> Şekil, Ramble. 
KIZILÖTESİ,
—> Enfraruj.
KIZILYAKUT,
—> Laltaşı.
KIZIŞMA,
Kömür madenlerinde,
panolarda yapılan yetersiz havalandırma veya stoklardaki kömürlerde kömürün
veya kömür içinde bulunan piritin yavaşyanması sonucu meydana gelen ısının
dağılmaması sonucu kömür ısısının yükselmesi. Kömürün kızışmasının artması
sonucu yavaşyanma açık alevli yanmaya dönüşebilir. Buna spontane (kendiliğinden
tutuşma) yangın denir. —> Kömürleri
stoklama.
KİCK
KANUNU, Kırma olayını
tanelerin hacim küçülmesi yönünden ele alan ve buna göre kırma için sarfedilen
enerjinin, hacim küçülmesi ile doğru orantılı olduğunu belirten prensip.—> Charles genel kırılma kanunu.
KİL,
1) Bileşimi sulu alüminyum
silikat olup içinde mikroskobik kuars, feldispat, muskovit, turmalin, topaz vb.
mineraller bulunan, dile dokundurulduğu zaman yapışan, tanecikleri 0,00025 cm.
den daha küçük, birbirine yapışık parçalardan meydana gelen, feldispatların,
gra-nite benzer kayaçların ayrışmasından oluşan, göl diplerinde ve diğer sakin
sularda tabakalar halinde çökelen, ıslak iken kaygan, kırmızı, esmer, sarı,
siyah renkli kayaç. 2) Tanecikleri 0,004 mm’den daha küçük, çimentolanmamışkil
mineralleri topluluğu. Kil; tuğla, çömlek, porselen, seramik vb. sanayilerde
kullanılır. Yarıdan fazla SiO2 ihtiva eden, renk giderme özelliği olan, beyaz,
sarı, kahverengi ve mavi renkteki killere lekeci çamuru veya çamaşır toprağı
denir. 3) Minerolojik bileşiminde % 90’a kadar kil minerali bulunduran kayaç.
KİLİT,
1) Tavan ve yan basınçlara
karşı ağaç veya madeni bağları takviye için, bunların altına yapılan iki sarma
ve sarmalar arası vurulan fırçalarla oluşan ilave tahkimat. 2) İki ucundaki
yuvalara civata geçirilerek kapanan yarım bakla zincir veya halatları eklemeye
yarayan makine parçası. 3) Kapı, pencere, çekmece vb. yerlerin açılıp
kapanmasını kontrol altına almaya yarayan ve anahtarla işleyen aygıt. 4)
Taşkemer inşaatında kemerin tepesini bağlayan inşaat taşı, anahtar-, kilit
taşı.
KİLİT
TAŞI, Mermer
işletmeciliğinde kemerlerin üst ortasındaki taş.
KİLLİ
DAMAR, Mermer
işletmeciliğinde bank içinde, umumiyetle yatak sathına paralel olan, değişen
şekil ve kalınlıktaki ve yapıştırıcı kabiliyeti haiz ve içinde kil bulunan
damar.
KİLLİ
ŞİST, 1) Killi bir kayacın
kalın örtü tabakaları altında mekanik etkilerle (dinamometamorfizma)
sertleşmesi (şistleşmesi) ile meydana gelen kayaç. Killi şistin rengi mavi,
siyah, gri, yeşil ve bazen kırmızımtrak olur. Siyah renkli şistlerin içinde bir
miktar kömür vardır. 2) Argilolit.
KİL
SIKILAMASI, Patlayıcı
madde ile doldurulan lağım deliğinin geri kalan kısmının kil ile doldurulması.
KİMYASAL
ÇÖKELLER, Sular içinde
erimişbir halde bulunan maddelerin çökelmesinden meydana gelen kayaçlar veya
mineral topluluğu.
KİMYASAL
KROM, Krom oranı % 45
civarında, krom: demir oranı 1,6:1, SiO2 % 8’den az ve kükürdü çok düşük olan
krom cevheri. Kimyasal krom tamamen sodyum dikromatların elde edilmesinde
kullanılır. Bu işiçin konsantre edilmişkrom cevheri tercih edilir.
KİREÇ,
Kireçtaşının (kalker)
yüksek bir ısının etkisi altında bırakılması ile elde edilen kalsiyum oksit
(CaO)dan ibaret (sönmemişkireç) beyaz madde. Bünyesinde kil oranı % 6’ya kadar
olan kirece yağlı kireç, % 6’dan fazla olanlara da zayıf kireç denir. Kireç su
ile sönmüşkireç haline getirildikten sonra kumla karılır ve yapı harcı olarak
kullanılır.
KİREÇ
KAYMAĞI, Kalsiyum
klorürden ibaret sarımsı beyaz renkte ve klor kokusunda toz. Dezenfektan ve
beyazlatıcı olarak kullanılır.
KİREÇ
SÖNDÜRME, Kalsine
edilmiş(yakılmış) kireç taşından elde edilen sönmemişkirecin (CaO) su içinde
Ca(OH)2 haline getirilmesi.
KİREÇ
TAŞI, 1) Kireç yapmakta
kullanılan özellikle kalsiyum karbonattan oluşmuşkayaç. 2) Kalker.
KİREÇ
YAKMA, —> Kalsinasyon.
KİREMİT-TUĞLA
TOPRAĞI, Tekniğine uygun
işlendiğinde atmosferik etkilere dayanıklı ürünler veren, taneli parçalardan
arınmış, yeterli derecede rutubetlendirildiğinde iyi şekil alma özelliği
gösteren, keskin kenarlı şekillendirmeyi mümkün kılan, yavaşyavaşkurutmada
çatlamalar göstermeyen, pişirildiğinde düz ve keskin kenarlı figürler veren,
iyi tınlama sesi çıkaran, porozitesi az kil toprağı. İri taneler (kuvars
feldispat, granit, killi şist) ihtiva eden killer de kiremit ve tuğla toprağı olarak
kullanılabilir. Zararlı unsurlar (kalker, pirit, jips, vb.) ihtiva eden killer
kiremit-tuğla imaline yaramazlar.
KİRİŞ,
1) Çift destekli taşıyıcı
(yatay) yapı elemanı. 2) İnşaatta, döşeme tahtalarını çakmak üzere kılıçlama
yerleştirilen dikdörtgen kesitli kalın kereste. 3) Profil demiri ya da
betonarme yapıda döşeme ağırlığını ve döşeme üstüne gelen yükleri taşıyan ve
kolonlara ileten yapı ünitesi.
KİRİŞ
BOYUNDURUK, Ramble duvarı
üzerindeki ağaç sarmaları koruyan ve tavana direkt temas ederek tavan basıncını
tutan yatay konumdaki ray demiri. —> Şekil.

KİRLİ
HAVA, Çalışılan yerlerden
geçirilerek kullanılmışve sonra hava çıkıştarafına yöneltilmişocak havası (% 78
N2, % 17 O2, % 4 CO2 , % 1 Asal gazlar.)
KİVCET-CS
YÖNTEMİ, —> Kivcet yöntemi.
KİVCET-LZ
YÖNTEMİ,—> Kivcet
yöntemi.
KİVCET
YÖNTEMİ, Bakır ve kurşun
metalleri üretiminde kullanılan pirometalurjik prensiplere dayanan ve
flaşsmelting yöntemini esas alan izabe fırını. Rusya’da geliştirilmişolan bu
yöntemde sinterleme, yüksek fırın, curuf alma gibi kısımlar kombine edilerek
otojen olarak çalışan bir direkt ergitme prosesine dönüştürülmüştür. Bu izabe
yönteminde iki düşey bölüm, su ile soğutmalı bölme ile birbirinden ayrılan
ergitme ve atık gaz şaftları bulunur. Kivcet adı; oksijen-flaş-siklon ve
elektrotermik yöntem kelimelerinin Rusça karşılıklarından oluşur. Sistem kuru
sülfür konsantresinin siklonlarda oksijenle kavrulduktan sonra flaşergitme
yoluyla izabe edilip zengin SO2 gazının atılmasına dayanır. Eriyik
daha sonra bir elektrik rezistans fırınında bazı reaksiyonların tamamlanması
için indirgeyici bir ortamda (örneğin, çinkonun buharlaştırılması için)
bekletilir. Burada bakır, nikel, kobalt ve değerli metaller mat fazına alınır
ve periyodik olarak döküm yapılır. Daha sonra bilinen yöntemlerle konvertisajı
yapılır. —> Şekil. Kivcet
yönteminin genellikle Kivcet-CS ve Kivcet-LZ olmak üzere iki şekli vardır.
Kivcet CS kurşun üretimi ağırlıklı olup Pb-Zn, Pb-Zn-Cu ve Pb-Cu
konsantrelerini işlemede tercih edilir ve örneğin; % 60,6 Pb; % 0,30 Cu bulunan
bir konsantreden; kurşunun % 96,5’u ve bakırın % 85’i elde edilir. Kivcet-LZ
yöntemi ise selektif veya kollektif bakır bazlı konsantrelerin ekstraksiyonunda
avantajlıdır. Örneğin % 14,24 Cu, % 2,46 Pb, olan konsantrenin ergitilmesi
sonunda mat içinde bakırın % 97,9’u, kurşunun % 37’si toplanır —> Bakır üretimi, Şekil.

KİZELGUR, —> Diyatomit.
KLASİFİKASYON, Çeşitli
tane büyüklüğünde olan parçaların durgun veya hareket halinde akışkan bir
ortamda, tane büyüklüğüne göre ayrılması. Tane büyüklüğüne göre tasnif.
KLASİFİKATÖR, 1)
Karışık durumda olup tasnife tabi tutulmak üzere verilen kayaç ve mineral
parçalarını tane büyüklüğüne veya yoğunluklarına göre sınıflandırmaya yarayan
cihaz. 2) Tasnif edici. 3) Sınıflandırıcı.
KLEPE, 1) Kapak.
2) Bir borudan geçen akışkanın geçtiği yönde açılıp, ters yöne akmak istemesi
halinde otomatik kapanır kapaklı vana.. 3) Genellikle pistonlu pompalarda
akışkanın geçtiği muayyen geçitleri tıkayan yaylı kapak veya bilyalar.
KLİNOMETRE, Genel
anlamda eğim ölçme aleti. 1) Yarısına kadar hidrofluorikasit (HF) doldurularak
ağzı sıkıca kapanmışbir cam tüpün takım dizisi içine monte edilebilen metâl
mahfazasından oluşan, sondaj kuyularının eğitimini ölçen gereç. —> Şekil.
2) Eğim ölçer.—> Isıtma cihazı, Eğim
ölçer.

KLİVAJ,
1) Cevher, kömür ve
yantaşlarda teşekkül etmişolan ve genellikle gözle görülmeyen çatlaklar. Kazı
işlerinde kolaylık sağlaması bakımından bu çatlaklardan yararlanılır. 2)
Petrografide, tabakalaşma yüzeyleri ile büyük bir açı yapacak şekilde teşekkül
etmişolan ve kolayca ayrılma veya yarılma özelliği gösteren birbirine paralel
yüzeyler. Klivaj basınç sonucunda oluşur, kayaçlara sekonder bir yapı verir. Bu
basınç, bazı kayaçlarda da yeniden
kristalleşmeye (rekristalizasyon) neden olur. 3) Kristalografide, kristallerin
birbirine paralel yüzeylerinin kolayça birbirinden ayırma özelliği.
KLORÜRLEŞTİRİCİ
KAVURMA, Metal
bileşiklerini klorla veya klor bileşikleri ile ısıtarak metalin klorürünü elde
etmek için yapılan işlem.
KLİNKER,
1) Çimento üretiminde hammadde-nin
kavrulması sonucu elde edilen ara ürün. 2) Kömür kullanılan kazanlarda külün
ergimesi sonucu meydana gelen cüruf.
KLİNKER
TUĞLASI, Sinterleşmeye
kadar pişirilmiş, birim ağırlığı ve basınç dayanımı yüksek ve dona dayanıklı
inşaat tuğlası.
KOAKSİYAL KABLO, Biri
içte diğeri de bunun dışında eşeksenli boru biçiminde olacak şekilde imal
edilmişiki iletkenli bir kablo. Bu iletkenlerden dıştaki, boru biçiminde,
içteki iletken ise dairesel kesitli, çapı da borunun çapından daha küçük olan
ve borunun içine, boru ile eşeksenli olacak biçimde yerleştirilmişbir teldir.
Bu tel seyrek olarak yerleştirilmişyalıtkan destekler aracılığı ile borunun tam
ortasında tutulur. Birkaç koaksiyal kablo, iletişim amaçlı başka iletkenlerle
birlikte, ortak bir kılıf içine de yerleştirilebilir. Telekominikasyon
işlerinde belirli amaçlar için kullanılır.
KOBALT, Yoğunluğu
8,8 gr/cm3 olan 1490½C’da ergiyen, sert ve kırılgan kırmızımsı beyaz
melat; atom numarası 27, atom kütlesi 58-93 olan kimyasal element (simgesi Co).
Doğal kobalt tümüyle kararlı izotopu olan kobalt-59’dan oluşur; en uzun ömürlü
yapay radyoaktif izotopu olan kobalt 60 (yarı ömrü 5,3 yıl), kobalt-59’un
nükleer reaktörde nötronlarla ışınlanması suretiyle üretilir.
KOBUT, Kaba
işlenmişoltutaşı.
KOÇ
BOYNUZU, 1) Varagel ve
vinçlerde halatın ucunda bulunan koşum takımına bağlı, emniyet bakımından
vagonun halkasından herhangi bir nedenle kolayca çıkmasını önlemek üzere, ucu
koç boynuzu (helisel) biçiminde şeklinde kıvrılmışkanca. 2) Sondajda bir tür
tahlisiye ucu.
KOJENERASYON,
Bileşik, ısı ve elektrik
üretimi. Termik santrallarda enerjinin ancak % 35 civarındaki kısmı faydalı
hale dönüştürülebilmekte, geri kalan kısım ise, çıkışbuharı, kazan kayıpları ve
jeneratör kayıpları olmak üzere dışarıya atılmaktadır. Santralın çıkışbuharı
ile dışarı atılan enerji başka amaçla yeniden kullanılarak sistemin verimi % 70
mertebesine çıkarılabilmektedir. Proses gereği buhar kullanması gereken sanayi
tesisleri, ısı santralında elektrik enerjisi de üretmeyi öngördüğü takdirde bu
anlamda enerji tasarrufu sağlayabilir.


KONKOİDAL
KIRILMA,—> Kırılma.
KOK
GAZI, Kalorifik değeri
4500 Kcal/m3 olup, terkibinde, % 50-55 H, % 25 CH4, % 12
N2, % 6 CO % 3 CO2, % 2 diğer hidrokarbonlar bulunan ve
taşkömürünün koklaştırılması sırasında elde edilen yanıcı gaz. Gaz hava gazı
olarak da kullanılır.
KOKARDENERZ,
Yantaşı teşkil eden ana formasyonun çatlaklarına birbirine paralel damarlar
halinde çökelen kurşun-çinko cevherlerinin aynı zamanda yantaştan koparak
çatlak içine yerleşmişparçalarının çevresini kabuk gibi saran kurşun-çinko
cevherleriyle oluşturdukları bir cins cevher türü.
KOKİL,
1) Bir kum kalıbına
yerleştirilen, üzerinde ergitilen madenin katılaştığı, maden parçası. 2)
Dökümhanede kullanılan maden kalıp. Kokil kalıplama, dökümü yapılacak her parça
için ayrı bir kum kalıp hazırlamak zorunluğunu ortadan kaldırdığı için, döküm
işlerini basitleştirir. Bu kalıplama sistemi, ergime sıcaklıkları 800° C’in
altında olan alaşımlar için çok elverişlidir; buna karşılık, kokillerin
kendileri de dökme demir veya çelikten olduğu için, demirli alaşımların
dökümünde bazı sakıncalar yaratır. —> Döküm.
KOKİL
DÖKÜM, —> Kokil.
KOKİL
KALIPLAMA, —> Kokil.
KOK
KÖMÜRÜ, —> Kok.
KOKLAŞMA,
Kömürün herhangi bir
dışetki ile bünyesindeki gazların azalması sonucu poröz bir hal alması.
Kömürleşmesi belirli bir düzeye erişmişolan kömürler ısıtılınca önce yumuşarlar
sonra şişerek gaz çıkartırlar ve daha sonra tekrar sertleşirler. Sertleşme
sonucunda oluşan çok gözenekli oldukça hafif ve gri renkli kütleye kok kömürü;
kömürün kok haline geçmesi olayına da koklaşma denir.
KOLAPS,
Sondaj kuyusunda bulunan
muhafaza borusunun aşırı formasyon baskısı vb. etkiler yüzünden göçmesi
(ezilmesi) olayı.
KOLEMANİT,
Prizmatik kristaller
halinde bulunan kalsiyum borat (bortuzu) (Ca2B6O11
. 5H2O). Daha ziyade cam yünü, fiberglas ve asitborik imalinde,
çelik endüstrisinde de eritici olarak kullanılır.
KOLİMASYON, Dürbün ekseninin yatay dönme eksenine
muylu tam dik olmamasından kaynaklanan hata türü. Teodolit ile ölçmeye
başlanılmadan önce, kolimasyon hatası kontrol edilir.
KOLİNS
METODU, Koordinatları
bilinen A ve B noktaları ile koordinatları hesaplanmak istenen P noktasından
geçen daireden yararlanılarak yapılan geriden kestirme hesaplama yöntemi.—> Geriden kestirme.
KOLLEKTÖR
BANT, Toplayıcı bant.
KOLLERGANG,
1) Yatay bir eksen
etrafında döndürülen büyük kütleli iki silindirik tekerin yuvarlak bir öğütme
tablası üzerinde hem kendi eksenleri etrafında hem de sistem aksı etrafında
dönerek öğütmenin gerçekleştirildiği düzen. 2) Devlüp.

KOLLOFAN,
—> Fosfat.
KOLON,
1) Taş, çimento, ağaç,
çelik vb. maddelerden yapılmışdikine konmuşdestek. 2) Sütun.
KOLON
FLOTASYONU, —> Flotasyon kolonu.
KOLUVİYAL PLASER ,
Diluvial ve aluviyal olayların müşterek etkileriyle oluşan maden yatağı.
KOLTUK
AMBARI, Ocaklarda,
kartiyerlerde veya şantiyelerde acil ihtiyaç olabilecek çivi, cıvata, vb.
malzemenin ihtiyaç anında işyerine alınıp kullanılmasını sağlamak üzere açılan
küçük ambar. —> Ambar.
KOMBİNE
AYAK İŞLETME METODU, Maden
yatağının şekli, büyüklüğü, tipi ve örtü tabakası ile yantaşların karakteri
dikkate alınarak çeşitli işletme metotlarının değişik şekilde veya müştereken
bir blok veya panoda uygulanması. Bu uygulama blok göçertmesi ile yatay dilimli
ayak; blok göçertmesi ile ambarlı ayak; dilimli göçertmeli ile ara katlı ayak;
başyukarı açık ayak ile rambleli ayak; küp tahkimatlı ile rambleli ayak gibi
çeşitli işletme metodlarının birlikte uygulanması şekillerinde olabilir.
KOMBİNE
HOBEL İŞLETMECİLİĞİ, —>
Hobel işletmeciliği.
KOMPARTIMAN,
Bölme. Herhangi bir kuyu
veya kelebe kesitinin çeşitli amaçlarla (insan, malzeme, cevher,hava için)
kullanılan bölmelerinden biri.
KOMPLEKS
CEVHER, Kendisinden birçok
metalin kazanıldığı cevher.
KOMPLEKS
MADEN YATAKLARI, —> Polimetamorfik maden yatakları.
KOMPANSATÖRLÜ
NİVO, Silindirik düzeç ile
yataylamaya gerek kalmaksızın dairesel düzeç kullanılarak kabaca ayarlandıktan
sonra, gözlem yapılan her doğrultuyu, dürbün içine asılan özel prizmalar düzeni
sayesinde otomatik olarak yataylayabilen nivo türü. Kompansatörlü nivolarla yapılan
ölçmelerde önemli zaman tasarrufu sağlanır.
—> Şekil, 2) Otomatik nivo.

KOMPRESÖR,
Gaz, buhar veya havayı
emerek sıkıştırıp basınçlarının yükseltilmesine yarayan makine. Sıkıştırma
işlemi tek kademeli, çok kademeli olup; kademeler arasında sıkışmadan dolayı
ısınan gaz, her cins buhar veya hava, bir üst kademe tarafından emilmeden önce,
sıkıştırma randımanı artırmak için soğutulur. Pistonlu, dişli, kanatlı (turbo)
vb. tipleri vardır.
KOMPRESÖR
ÇİVİSİ, Mermer ocaklarında
mermer bloku ana kayadan ayırmak için kullanılan 3 cm çapında, 30-60 cm
boyunda, ucu yassı keskin demir çivi. Bu çivi 10-15 cm aralıklarla matkapla
mermer aynasında delinmişdeliklere —> Yapraklarla beraber 5-10 deliğe birlikte çakılır.
KOMPRESYON,
—> Statik depresyon.
KOMPÜTER, —> Bilgisayar.
KONDANSATÖR,
1) Yoğunlaştırılacak su
buharının su haline getirilmesi veya kompresör kademelerinde sıkışarak ısınan
havanın soğutulmasına yarayan düzen. 2) Elektrikte içine elektrik enerjisi depo
edilebilen aygıt. 3) Yoğunlaştırıcı.
KONDİSYONER,
1) Şlamın (pulp) katı
parçacıkları ile reaktifin yakın temasını sağlamak ve şlamı flotasyon işlemine
hazırlamak için kullanılan cihaz. Yapılan bu işlem, kondisyonlama diye de
tanımlanır. 2) Kıvam tankı.
KONDÜKSİYONLA
ISITMA, Katı cisimlerin
ihtiva ettikleri ısıyı etrafa yaymalarından yararlanılarak yapılan ısıtma.
KONGLOMERA,
1) Kum, çakıl, köşeli vb.
ayrık kayaçlardan oluşan tabaka veya yığın boşluklarının bir çimento maddesi
ile dolması veya bunların basınç etkisi ile birbirlerine bağlanmasından meydana
gelen tortul kayaç. Bunların başlıcaları gre, arkoz, kuvarsit, puding ve
breşdiye isimlendirilir. 3) Çakılkayaç.
KONİK
AYIRICI, Bir klasifikasyon
veya ayırma gereci olup, tepesi aşağıda ve tabanı yukarıda ve ters konumda bir
piramit şeklindeki ayırıcı. Bir üst kenarı boyunca gelen malzeme ile beslenir
ve malzemenin akışkan ortamda karşı kenara taşınması sağlanarak karşı taraftan
ince veya hafif malzeme alınır. Dipteki bir borudan da çöken ağır veya iri
boyutlu malzeme tahliye edilir.
KONİK ELEK, Kesik
koni biçiminde hazırlanıp bu kesik koninin yan yüzeyi , istenilen tane
büyüklüğüne göre eleme yapabilecek şekilde yerleştirilen elek saçlarının yatay
eksenli bir mil üzerinde döndürülüp ve küçük ağızdan malzeme ile beslenip,
besleme malzemesini çeşitli tane büyüklüklerine göre tasnif etmeye yarayan
tasnif ünitesi. Bu elekler silindir şeklinde de imal edilir. Bu takdirde
silindir elek ekseninden geçen mil yataklara meyilli olarak yerleştirilerek
çalıştırılır. Silindirin yukarı ağzından beslenmek suretiyle tane büyüklüğüne
göre tasnif yapılır.
KONİK
KIRICI, Kaba kırma
aşamasında kullanılan ters kesik koni biçiminde sabit dışcidarın, iç kısmına
eksantrik yataklanmışdüz kesik koni şeklindeki döner kırıcı ana parçanın
montajı suretiyle oluşan, dışcıdarla, dönen iç koni arasında kalan taşveya
cevher parçalarını eksantrik yataklanmanın dönme hareketi ile beraber yarattığı
salınım sayesinde parçalayan, dışve iç konilerin en altta oluşturdukları
aralıktan kırılan parçaların aşağıya düşmesini sağlayan makine.

KONİMETRE, Gravimetrik ölçü esasına dayanarak
havadaki toz miktarını ve toz sayısını tesbit etmeye yarayan cihaz.
Konimetrenin çalışma esası belirli miktar havanın belli ağırlıkta bir filtreden
geçirilmesiyle bu filtre üzerinde tutulan tozların ağırlığı saptanmak suretiyle
(mg/m3 olarak) havanın içerdiği tozun ağırlığını veya filtre üzerinde tutulan
tozların mikroskop altında sayılması suretiyle (toz sayısı/cm3 olarak) havanın
içerdiği toz miktarı hesaplanarak madencilikte toz bakımından —> Hava kalitesi tesbit edilebilmektedir.
Bu değerlendirmeden başka insan sağlığı bakımından filtrede toplanan tozların
mineral içeriği ve tozların patlama tehlikesi de gravimetrik ölçü yolu ile
tesbit edilebilir. —> Hava kalitesi,
Tindalometre, Emisyon, Hava Kirleticileri, Kirli Hava. —> Şekil.

KONİ
ORTA, Patlatıldıklarında
alında koni biçiminde ek serbest yüzey oluşturacak düzende dizilmişbir odak
noktasına doğru delinmişlağım deliklerinin oluşturduğu orta. —> Orta çekme.
KONKASÖR,
1) Cevher veya taşkırma
makinesi. 2) Kırıcı.
KONKAV
BİT, Kesici dudak kısmı
matkabın eksenine doğru çukurlaşan ve karot almadan ilerleme yapan bir tür
elmas matkap.
KONKOİDAL
KIRILMA, —> Kırılma.
KONKRESYON,
Tortul kayaçlar içinde
bazen yumru veya topak halinde yuvarlak ve böbrek şekilli ve aynı merkezli
kürelerden teşekkül eden, merkezlerinde ufak deniz hayvanı fosilleri veya kum
taneleri bulunan kayaç oluşumları. Demir karbonat ve kilden oluşan böbrek ve
mercek şekilli ve telsel ışınsal dokulu konkresyonlara sferosiderit denir.
KONSANTRASYON,
1) Maden yatağı teşek-külü
sırasında, belirli minerallerin biraraya gelerek mineral muhtevası yüksek maden
yatağı oluşması (mağmatik diferansiyasyon). 2) Cevher içindeki gang maddesinin
ayrılması sonucu geri kalan miktar içindeki faydalı mineral oranının yükselmesi.
3) Bir eriyikte suyun buharlaştırıl-ması suretiyle erimişmadde oranının
arttırılması.
KONSANTRASYON
TESİSİ, —> Konsant-ratör.
KONSANTRATÖR,
Minerallerin ve gang
maddelerinin çeşitli fiziksel özelliklerinden yararlanılarak, uygun araçlar
yardımı ile birbirlerinden ayrılmasını sağlamak için kurulmuştesis
(zenginleştirme tesisi).
KONSANTRE,
Cevher hazırlama ve
zenginleştirme işlemine tabi tutulan ham cevherden (tuvönan) ayrılması
amaçlanan minerallerin zenginleştirilmesi suretiyle elde edilen ürün veya
ürünler. Bakır-, krom konsantresi vb.
KONSANTRE
RANDIMANI, 1) Ayırma
işlemi sonucu elde edilen konsantre ağırlığının, bu konsantreyi veren ham
(tüvönan) cevher ağırlığına oranı. 2) Lavvar randımanı. 3) Konsantrasyon oranı.
KONSİNYE,
Mülkiyet devri yapılmaksızın,
malların satışsorumluluğunu yüklenen bir tüccar veya acentaya gönderilmesi
tarzında yapılan satışanlaşması.
KONSOL,
Tek destekli taşıyıcı
kiriş.
KONTAK,
1) İki farklı kayacın
birbirleriyle temas ettikleri yüzey. 2) Özellikle intruzif bir kütlenin komşu
formasyonla olan temas yüzeyleri. 3) Petrol yataklarında su-petrol veya
petrol-gaz zonlarının birbirleriyle temas ettiği yüzeyler. 4) Elektrikte
devreyi kapama veya kısa devre olayı.
KONTAK
DAMAR, —> Kontak maden yatağı.
KONTAK
MADEN YATAĞI, Genellikle
sedimenter formasyonlar içine sokulmuşintruzif bir kütlenin kontak yüzeyleri
civarında daha ziyade sedimenter formasyonlarda oluşan maden yatağı.
KONTAK
METAMORFOZ, Ergimişhaldeki
mağma kitlesinin ve içinde bulunan gazların yan taşa etkisi ile meydana gelen
başkalaşım. Hidrotermal- ve enjeksiyon metamorfoz da bir tür kontak
metamorfozdur.
KONTAK
METAMORF MADEN YATAKLARI, Batolitin
kontak zonunda oluşan başkalaşımın sonucu meydana gelen maden yatakları.
KONTAKT
KURUTUCU, Kurutulacak
malzeme ile kızgın yüzeyin ya sürekli olarak veya ardarda temasta kalmasını
sağlamak suretiyle kurutma yapan merdaneli veya borulu cihaz.
KONTAMİNASYON,
Radyoaktif maddelerin bir
yerde çökelmesi suretiyle meydana gelen çevre kirlenmesi.
KONTİNİYUS-MAYNER,
Paletler üzerinde yürüyen,
kesme kafasına yatay ve düşey hareket verebilen, arkasında yükleme düzeni
bulunan, tavanın elverdiği ölçüde devamlı kazı yapabilen, genellikle kömür ve
yumuşak formasyonlarda ekonomik olarak çalıştırılabilen üretim makinesi.
KONTİNÜ
CERYAN, Doğru akım.

KONTROL
ELEKLERİ, Uluslararası
standartlar organizasyonunun (ISO) verdiği standartlara uygun olarak yapılmış,
laboratuarlarda elek analizleri yapmak üzere kullanılan elek seti.
KONTRPUA,
1) İhraç tesislerinde ve
asansörlerde kafesi dengelemek için kullanılan karşı ağırlık. 2) Denge
ağırlığı. 3) Kontr balast. —> Payton,
Şaryoportör.
KONTR
LAĞIMI, Ana nakliye
kuyusunu çevreleyen galeri. —> Akrosaj.
KONTUR,
1) —> Akrosaj. 2) Cevher rezervi ile yankayacı
ayıran çizgi. 3) Eşdeğerdeki noktaların birleştirilmesi ile elde edilen eğriler
(izohips, izopah vb.) 4) Bir kütlenin
dışhatlarının oluşturduğu görünüm.
KONVEKSİYONLA
ISITMA, Isıtılan gazların
ve sıvıların hacminin genişlemesi ve yoğunluğunun azalması sonucu aşağıdan
yukarı hareketinden yararlanılarak yapılan ısıtma.
KONVEKSİYONLU
KURUTUCU, İçerisin-den
sıcak kuru buhar geçirilerek konveksiyon etkisiyle kurutmayı sağlayan tanbur
veya siklon tipindeki akımlı kurutucu.
KONVERTER,
1) Uzun ekseni üzerine
asılı, iç yüzü refrakter malzeme ile kaplı, oval veya silindirik şekilde olan
ve yatay bir eksen etrafında dönerek boşaltma pozisyonuna getirilebilen özel
pota. Potada metaller veya diğer malzemenin bir şekilden veya durumdan başka
bir duruma dönüştürülmesi sağlanır. Kavurma konverteri ve eritme konverteri olmak
üzere iki tipte yapılır. Kavurma konverterinde hava üflenerek, sülfürlü
cevherin kükürt oranı düşürülür. Eritme, yani tasfiye konverterinde cihaz
ısıtılmaz. Cihazın içinde bulunan erimişmaddeye hava üflenerek oksitlenme
sağlanır ve bu suretle teşekkül eden ısı, maddeyi erimişhalde tutar. Konverter
içinde pik demir Bessemer prosesi ile çeliğe, bakır matı bilister bakıra
dönüştürülür. 2) Dönüştürücü.

KONVEYÖR,
Yatay veya az meyilli
yerlerde çalışan, ya malzemenin döküldüğü zeminin hareket etmesi (band)
suretiyle veya oluk üzerinde bulunan zincirin çekilmesiyle taşıma yapan düzen.
KOOGÜLASYON,
Anorganik elektrodlar
kullanılarak flokülasyonun sağlanması.
KOORDİNAT
NAKLİ, Yalnız kuyularla
yeryüzüne irtibatı olan yeraltı işletmelerinde, yeraltı imalat planlarının
yeryüzündeki ölçmelerde kullanılan koordinat sistemine uygun olarak
yapılabilmesi için yeraltında tesbit edilen noktaların, yerüstü koordinat
sistemine göre, yerinin belirlenmesi işlemi. Bu işlem; (a, b) tek kuyuya iki
şakül sarkıtarak; (c, d) iki ayrı kuyuya birer şakül sarkıtarak yapılır. —> Şekil.
KOORDİNAT
SİSTEMLERİ, 1) Bir
noktanın yerini belirlemeye yarayan polar P (f, , ) (mesafe,
semt-, meyilaçısı) ve ortogonal P (x’, y’, z’) (apsis, ordinat ve kot)
sistemlerinin ortak adı. 2) Başlangıç noktası, eksenler ve bir noktayı
belirlemeye yarayan sayılardan müteşekkil iki-üç boyutlu–, polar–, küresel–,
silindirik–, eliptik koordinat sistemi vb. sistemler. —> Şekil.

KOPİLYA
(KOPİLYE), —> Emniyet maşası.
KOPMA
SINIRI, —> Çekme deneyi.
KORBİT,
Kesici dudakları özel
olarak yapılmışkesici küçük çarklarla teçhiz edilmişorta sert ve yumuşak
formasyonlarda karot numune almaya yarayan matkap. Korbit; 4, 6, 8 çarklı
(yıldızlı) olabilir.
KORDON,
—> Toron.
KOREKS
YÖNTEMİ, Demir-Çelik
üretiminde yüksek fırın teknolojisine alternetif olarak geliştirilen çelik
üretimine yönelik bir direkt ergitmeli redüksiyon prosesi. —> Yüksek fırın prosesine benzeyen bu
yöntem koklaşamayan kömüre dayalı sıcak metal üretimi yapar. Koreks prosesinde
kok fabrikası ortadan kalktığı için maliyeti oldukça düşüktür. Koreks yöntemine
göre çalışan tesis ilk olarak Güney Afrika, Iscor-Pretoria işletmelerinde
kurulmuştur.
KORELASYON,
İki formasyonun jeolojik
yaşlarını veya stratigrafik pozisyonlarını kıyaslamak suretiyle birinin diğerine
göre yaşve diğer özelliklerinin saptanması işi.
KORENDON
(Korund), 1) Doğal susuz
aluminyum oksitten (Al2 O3) oluşan mineral (Mohs sertlik
derecesi 9, yoğunluk 3,95 ilâ 4,01). Elmastan sonra en sert doğal madde.
Romboedrik kristalli, değişik renkli, saydam türleri ziynet taşı olarak
kullanılan, asitlerde erimeyen mineral. 2) Safir. 3) Rubin. —> Yakut.
KORKAYAÇ, Magamatik kayaç. Eriyik haldeki mağma
malzemesinin soğuması ve katılaşması sonucunda oluşan çeşitli kristalin ya da
camsı kayaçların ortak adı. Korkayaçlar başlıca üç —> Kayaç sınıfından birini oluşturur. Öbür kayaç sınıfları ise;
başkalaşım (metamorfik) kayaçları ile tortul (sedimenter) kayaçlardır.
Korkayaçlar, mağmanın derinlere sokularak
(derinlik kayaçları, gang kayaçları) ya da dışarı püskürmesinden sonra (yüzey
kayacı yada püskürük kayaç) katılaşması suretiyle oluşur.
KORKORDANS,
—> Uygun tabakalaşma.
KORNİŞ
TAŞI, Mermer
işletmeciliğinde imalât yüzünden dışarı çıkan ve ufki devam eden profiller.
KORUND , 1)
Trigonat sistemde kristalleşen, sertliği 9 olan ve bu özelliği ile değer
kazanan doğal aluminyum oksit (Al2O3). Bütün korund
kristalleri ısıtıldıklarında renkleri bozulur, kaybolur; ancak soğuyunca yine
eski rengi alır. Korund minerallerine ender rastlanır; oluştuğu yerler siyenit
pegmatitlerinin içleri ile, şist ve mermer serilerinin yer aldığı metamorfik
istiflerin yine içleri veya ara yüzeyleridir. Aluvial yataklarda, primerlerden
aşınıp gelmişolarak, plaser halde de bulunur. İyi halde kristalleşenler,
renklerine göre yakut veya safir olarak isimlendirilir. 2) Yapay olarak;
boksitin elektrik fırınlarında eritilmesiyle elde edilen aşındırıcı ürün ;
tane, toz ve kalıp denilen özel şekillerde; alundum, aloxite, karaloks, exolen
ve lionit gibi isimlerle de pazarlanır.
KORUYUCU
BAKIM, Devamlı veya zaman
zaman çalıştırılması gereken makine, malzeme ve tesislerin devamlı olarak
çalışır durumda tutulması amacı ile, bunlarda meydana gelebilecek küçük veya
büyük arızaları tesbit-, teşhis-, ve tamir etmek (düzeltmek) üzere yapılan
sistemli muayene, kontrol ve bakım.
KOSİNÜS
Ø , —> Güç faktörü.
KOSTİK,
1) Alkali oksitlerinin
söndürülmesi sonucunda elde edilen ürün (Ca (OH)2, KOH, NaOH gibi). 2) Sodyum
hidroksit.
KOSTİK
KALSİNE MANYEZİT, Manyezitin
700-1100½C kavrulması ile elde edilen ürün.
KOŞUM
TAKIMI, 1) Kuyularda
kafesi veya kovayı halata bağlamak için kullanılan düzen. 2) Ocak arabalarının
hayvan ile çekilmesini sağlamak üzere kullanılan teçhizat.

KOT,
1) Bir noktanın esas
olarak alınan deniz seviyesi düzlemine göre yüksekliğini veya alçaklığını
gösteren rakam. 2) Rakım. Kot veya rakımı gösteren rakam deniz seviyesinden
yüksek bir seviyeyi gösteriyorsa (+), alçak bir seviyeyi gösteriyorsa (-)
işaretli olarak yazılır.
KOVA,
1) Kuyu açma operasyonu
sırasında pasanın içinde çıkarıldığı kap. 2) —> Beyler.
KOVALI
BAGER, 1) Toprağı hem
kazan ve hem de belirli bir mesafeye taşıyan işmakinesi. Eğik duran ve uzun
olan bir kafes direk (bum) üzerinden geçirilmişolan çelik halata irtibatlı,
ağız kısmı zemine bakan çelik kovası, zemine dalarak malzemeyi toplayan, vinç
halatı yardımı ile kaldıran ve ekseni etrafında dönerek kovadaki malzemeyi
boşaltan makine. Kovalı bagerlerle, bagerin oturduğu zemine göre alt
seviyelerde hafriyat yapılır. 2) Çekme kepçeli ekskavatör. 3) Dreglayn.
KOVAN
BOŞLUK, Mermer madenciliğinde,
taşın tabii yapılışında meydana gelmişolan iri tekil boşluk. —> Peteksel boşluk.
KOVART
ÜÇGENİ, —> Coward üçgeni.
KOYU
KÜKÜRT, İçinde azami %
0,25 oranında karbon bulunan koyu renkli kükürt.
KOYULAŞTIRMA,
Şlam içerisindeki
katı/sıvı oranını katı lehine artırarak, daha yüksek yoğunlukta bir şlam elde
etmek için yapılan işlem.
KÖMÜR,
Kısmi ayrışma sonucunda;
bitkisel artıklardan oluşan karbonik madde. Belirli bir tabakalaşma gösterir;
katı bir maddedir ve rengi koyu kahverengiden siyaha kadar değişir. Yakıt
olarak kullanılan kömür, kırılgandır, ayrışım olmaksızın yanmaz ve suda
çözünmez. Oluşumu esnasında bitkisel maddedir. Önce turbaya, sonra linyite ve
en sonra da bitümlü kömüre dönüşür. Bitümlü kömür bitümünü kaybetme derecesine
göre bazı yerlerde taşkömürü ve antrasit haline gelir. Linyitin tozu
kahverengi, kömürün ise siyahtır. Linyit bünyesinde büyük oranda su ve kül
ihtiva eder.
KÖMÜR
DİYAGRAMI, Hidrojen
bakımından zengin veya fakir bozulmuşkarbonhidrat ürünlerini birbirlerine göre
bir sıraya dizen iki kuşaklı diyagram. Bu diyagramda hidrojence zengin olanını
“kerojen-piropisit” veya sapropelit kuşak, hidrojence fakir olanı ise “hümik”
kuşak diye adlandırmak mümkündür. Hümik kuşakta gerçek kömürler (hümik
kömürler) yer alır. Bunlar kendi aralarında turba, linyit, taşkömürü ve
antrasit diye gruplanırlar. Sapropelit kuşaktaki maddeler ise bitümlü şeylleri
(şistleri) oluştururlar. Bu iki kuşak arasında torbanit ve cannel’e de
“hümik-sapropelit” kömürler denebilir.

KÖMÜR
HAZIRLAMA, Fiziksel ve mekanik
işlemlerle kömürün özel kullanmalara uygun hale getirilmesi. Bu işlemlerle
genellikle kömürde bulunan ve yanıcı olmayan kısımlar (artık) atılmışolur.
KÖMÜR
KAÇAĞI, Lavvarda
zenginleştirme sırasında ayrılan şistlerle (artıklar) birlikte atılan kömür. Ayrılan
artık içinde atılan kömür miktarının, tuvönan kömür içinde bulunan kömüre
oranı, kaçağın yüzdesini verir.
KÖMÜR
KESERİ, 1) Ayak dip ve
başında iki adet tahrik motoru ve zincir tamburu ile ayak içinde ileri geri
hareketi sağlayan zincir ve bu zincire bağlı dişli blok veya dişli sandık
bulunan zincirin yukarı aşağı hareketi ile dişlerin kömüre çarpması suretiyle
kömürden yonga kopmasını ve kömürün ayak dibine doğru naklini sağlayan düzen.
2) Ramgeret.

KÖMÜRLERİN
SINIFLANDIRILMASI, 1)
İstatistik sınıflandırma: Kömürlerin kimyasal, petrografik ve kalorifik
değerlerine göre yapılan sınıflandırma.
2) Ticari gayelere göre sınıflandırma:
Kömür ticaretinde kullanılan sınıflandırma sistemi. Kömür ticaretinde kömürler
daha ziyade koklaşma özelliklerine göre; I-VII gruba ayrılır. —> Cetvel 1.
KÖMÜRLERİ
STOKLAMA, Büyük
miktarlarda kömür kullanan fabrika ve merkezi ısıtma sistemi olan sitelerde
kullanılan kömürlerin gerekli önlemler alınarak depolanması. Bu önlemler
arasında kömür yığının fazla yüksek yapılmaması, kömürün kolay yanan malzemeyle
karışmamasına dikkat edilmesi ve kömür yığının sık sık sıcaklığının ölçülmesi
belirtilebilir. Eğer yığında ısı artışı meydana gelirse, yığının herhangi bir
araçla aktarılarak (devredilerek) havalandırılması gerekir. Linyit kömürlerinin
stoklanması için TKİ de geliştirilen stoklama örnekleri,—> Şekil 1, 2, 3.

KÖMÜR
YAKMA SİSTEMLERİ, Isıtma
ve buhar üretimi veya proseslerde ısıtma, pişirme, kurutma ve istenilen
reaksiyon sıcaklığını sağlamak amacıyla bir besleyici veya brülör, yanma odası
veya fırın ve yanma sonrası açığa çıkan ısının önemli bir kısmının geri
kazanıldığı ısı değiştirici elemanlardan oluşan birbirlerine uyumlu şekilde
tertiplenmişünite düzenlemeleri.
KÖMÜR YIKAMA YÖNTEMLERİ, Ocaklardan üretilen tüvönan kömürlerin
içinde bulunan şist vb. yabancı maddeleri ayırmak için uygulanan yöntemler.
Lavvarlarda yıkanan kömürlerin boyutlarına göre yıkama ünitelerini “iri kömür
yıkama” ve “ince kömür yıkama” olarak iki grupta toplamak mümkündür :
(Harsfall 1980)’a göre kömür
yıkamada ; ayırmaya esas olan prensipler açısından;
1- Hidrolik yöntemler
- Jigler
- Spiral
ayırıcılar
- Sallantılı
masalar
- Ayırma
konileri
2- Ağır ortam yöntemleri
- Statik
ayırıcılar
-
Santrıfüjlü ayırıcılar
3- Havalı ayırma
4- Flotasyon; yöntemleri
şeklinde sınıflandırıla-bilmektedir.
KÖMÜRLEŞME,
Kömür oluşumu sırasında
cereyan eden biyoşimik ve jeoşimik olaylar. Bu olaylar sonucu karbon miktarı
artarken uçucu maddelerde azalma olur.
KÖMÜRLÜ
ŞİST, 1) —> Killi şist. 2) —> Kesme.
KÖMÜR
RENDESİ, —> Kazı rendesi.
KÖMÜR
SABANI, —> Kazı (kömür) rendesi.
KÖMÜR
TOZU, 1) Kömür
madenlerinde kömürde delik delme, kazı ve taşıma işlerinde kömürün
parçalanmasından oluşan ve havada süspansiyon halinde bulunan 10 mikrondan
küçük kömür zerrelerinin tümü. 2) Tane büyüklüğü 0,3 mm’nin altında olan kömür
yığını, tane büyüklüğü 0,075 mm’nin altında olan kömür tozları “İnce toz”
olarak tanımlanır. İçinde süspansiyon halinde 40-2000 gr/m3 kömür
tozu bulunan hava, patlama (infilak etme) özelliği gösterir. Normal şartlar
altında patlayabilir toz konsantrasyonu 70-80 gr/m3’tür. Bu miktar
400 gr/m3’e ulaşabilir. Havada yanıcı gazların bulunması (% 3 CH4 +
5 gr/m3 kömür tozu, % 2 CH4 + 10 gr/m3 kömür tozu gibi), kömür
tozunun patlamasını kolaylaştırır. Havada bulunan kömür tozu ne kadar ince ise
kömür tozunun patlama özelliği o kadar fazladır. 850 mikronun üzerindeki kömür
taneciklerinin patlama olayında nadiren yer aldığı tespit edilmiştir. Havada
bulunan kömür tozu kendi ağırlığı kadar su emerse veya % 40 oranında taştozu
ihtiva ederse veya havadaki konsantrasyonu 4-5 kg/m3 olursa bu kömür tozu
patlama ve yanma özelliğini kaybeder. Grizu ve kömür tozu infilaklarının
sirayetlerini önlemek için ocaklarda uygun yerler, infilak anında bir su veya
toz perdesi meydana getirmek üzere, taştozu veya su kasaları ile teçhiz edilir.
KÖMÜR
TOZU İNFİLAKI, Havada
süspansiyon halinde bulunan (1 m3’te 40-2.000 gr) kömür tozunun
infilak etmesi olayı. Grizu infilakinden sonra infilak eden yerdeki havada 70
gr/m3 kömür tozu olursa o da infilak eder. Genellikle grizu
infilakinden sonra meydana gelen ikinci patlama, grizu infilakinin etkisi ile
çevrede bulunan kömür tozlarının havaya karışması sonucu, kömür tozu
infilakinden ileri gelir. Havada 4-5 kg/m3 kömür tozu varsa, havada
bulunan kömür tozunun içinde % 40 oranında taştozu karışmışsa veya havada
bulunan kömür tozu kendi ağırlığı kadar su emerse kömür tozu patlama ve yanma
özelliğini kaybeder.
KÖMÜRÜN
POROZİTESİ (GÖZENEKLİ-LİK), Masif
bir yapıya sahip gibi görünen kömürlerin bünyelerinde bulunan; boyutları birkaç
mikron ile birkaç mm arasında değişen, bazan kılcal damara, küresel veya
düzensiz yapıya dönüşmüşboşluklar. Gözenekliliği fazla kömür, stok yerinde
oksitlenerek yanabilir. Kömürün gaz emme, buharda-sıvılarda şişme özelliği ve
yoğunluğu gözenekliliğin bir fonksiyonudur.
KÖMÜR
YIKAMA (ZENGİNLEŞTİRME) EĞRİSİ, —> Yıkama eğrileri.
KÖMÜR
ZAYİATI, Kömür yatağında
üretim sırasında üretilebilecek duruma getirilip teknik nedenlerle
çıkarılamadan yeraltında kalan kömür. Kömür yatağından üretilen miktarın orada
bulunduğu hesaplanan rezerve oranı, zayiatın yüzdesini verir.
KÖPE
İHRAÇ SİSTEMİ, Kuyularda
kafes veya skip’i çalıştıran dengeli, kuyruk halatlı bir sistem. Bu sistemde,
çelik halat sürtünme oluklu büyük bir tanburun üzerinden geçer ve tanburun
yarısı veya daha fazla kısmı ile temas halindedir. Halat, baskı ve sürtünme
kuvvetlerinden yararlanarak, tanburu döndürmek suretiyle çekilir. Halatın
hareketi sonucu kafes ve dolayısiyle yük de çekilmişolur. En basit şekliyle
halatla tanbur arasındaki sürtünme açısı (dolanma açısı) 180½’dir. Ana tanburun
çapını iki kafes ekseni arasındaki mesafeden daha büyük yapmak ve yardımcı
tanburlar kullanmak suretiyle sürtünme açısı büyültülerek ihraç vincinin
çekeceği ağırlık artırılabilir. Bu sistemde halatın bir ucunda kafes veya skip
diğer ucunda da kafes, skip veya kontrpua asılır. Sistem tek, iki veya dört
halatlı olabilir. —> İhraç sistemi.
Dengeli ihraç sistemi.

KÖPE
KASNAĞI, 1) Köpe sistemi
ile ihraç yapılan kuyularda çekici halatın üzerinde bulunan ve sürtünme
suretiyle hareket eden tambur. Bu tambur doğrudan veya dişliler vasıtası ile
döndürülür. 2) Köpe tamburu.
KÖPRÜLÜ
KAPSÜL, İçinde bulunan
kutupları birbirine bir rezistans ile bağlı ve alev alıcı hassas maddesi bu
rezistans üzerine yerleştirilmiş, içinden elektrik akımı geçirildiği zaman
rezistansın ısınıp alev alıcı hassas maddeyi ateşlemesi suretiyle dinamitlerin
patlatılmasına yarayan kapcık.

KÖPÜK
CAMI, İnce cam bölmelerle
birbirinden ayrılmışçok sayıda kabarcıktan meydana gelen cam. Köpük camı sünger
taşına benzeyen bir yapı gösterir ve ısıyı tutar.
KÖPÜKTAŞI, —> Pomza taşı.
KÖPÜRTÜCÜ
REAKTİF, —> Reaktif.
KÖRBACA,
Herhangi bir gaye ile
sürülüp görevi sona erince terkedilen, çıkışı olmayan (galeri) baca.
KÖRBACA
RAMBLESİ, Kömürü
alınmışolan yerde, aralarında muntazam boşluklar bırakılarak taşduvar örmek
suretiyle yapılan dolgu usulü.
KÖRKUYU,
1) Yeraltında yukardan
aşağıya doğru açılan ocak katlarını irtibatlayan ve yeryüzü ile direkt çıkışı
olmayan kuyu. 2) Dahili kuyu. 3) İç kuyu.

KÖRKUYU
KESİTİ, Kullanılışamacı
gözönünde bulundurularak kör kuyunun kompartımanlara ayrılışdurumunu gösteren
yatay kesit. Kör kuyular nakliyat, kontrpua ve merdiven bölmelerini ihtiva
eder.

KÖRMAKAS,
Manevra gayesi ile makas
atılarak uzatılan diğer tarafla irtibatı olmayan demiryolu.
KÖRNEFES,
CO2 gazı.
KÖSTEBEK
AÇIK AYAK İŞLETME METODU, Cevher
ve yantaşı sağlam olan nisbeten küçük metalik cevher (maden) yataklarında
cevher yatağını takiben açılan kılavuz ve tünellerden ibaret şeklen köstebek yuvalarını
andıran, hiç tahkimat gerektirmeyen veya lüzum görülen yerlere arada sırada
çatal direk vurularak yalnız bacalardan kazılan cevherle iktifa edilen en basit
yeraltı (üretim) işletme metodu. Bu usül ilkel olmakla beraber pratiktir ve
fazla yatırım gerektirmez. —> Basit
mağara açıkayak işletme metodu.
KÖSTEK,
Ocak arabalarını frenlemek
için araba tekerleğine sokulan çomak. Çomak, ya bir kısa ve kalın sopa parçası
ya da el tutacak tarafı yuvarlak halkalı bir demir çubuktur.
KÖSTEK
ATMA, Meyilli yollarda
ocak arabalarının hızlı gitmesine (kaçmasına) mani olmak için vagon tekerleği
deliğine çomak (köstek) sokmak suretiyle tekerleğin ray üzerine sürtünmesi
sağlanarak fren yapma işlemi.
KÖŞE
TAŞI, Mermer
işletmeciliğinde köşeleri teşkil için hazırlanan taş.
KÖŞEGEN
FAYLAR, —> Gül diyagramı.
KRAKİNG,
Petrolün içinde bulunan
yüksek karbon zincirinin; sıcaklığın ve basıncın etkisi altında parçalanması
suretiyle düşük hidro-karbonlar elde edilerek ham petrolden daha fazla benzin
elde etme prosesi.
KRAL
SUYU, —> Altın suyu.
KRANK
MİLİ, Pistonlu motorlarda
biyel kolu yardımı ile doğrusal hareketi dairesel harekete; pistonlu
kompresörlerle dairesel hareketi doğrusal harekete dönüştüren mil.
KRATER, 1) Yanardağ ağzı. Yanardağların zirvesinde
bazan da yamacında bulunan, lavların veya püskürük kütlenin çıktığı yuvarlak
çukur. 2) Bir gök cisminin yüzeyinde, bir göktaşının çarpması ile açılan
yuvarlak çöküntü.
KRAVAT,
Sondaj kuyusunda sıkışan
tij veya boruları kurtarmak için kriko tatbik etmek amacıyla tij veya borulara
kuyu ağzında kelepçe gibi monte edilen iki yarım daire şeklindeki kıvrımları
tij veya borulara uyan ve birbirlerine cıvatalarla bağlanan iki çelik lama.

KREDİLİ
LAĞIM, Kullanma süresi
beşyıldan fazla olan ve yatırım programı çerçevesinde ödenek alınarak sürülen
ve yapılan harcamaları sabit kıymetlere intikal ettirilip amortisman yoluyla
itfa edilen lağım.
KRELYUS
METODU, Dar çaplı tijler
ve elmaslı delici uçla yapılan; yeryüzüne silindir şeklinde numuneler (karot)
çıkarabilen arama sondajı metodu. Bu metodla yatay dönen milin hareketi, dişli
kutusu vasıtası ile yatay olmayan sondaj tijlerine iletilir.
KRELYUS
SONDAJI, —> Elmaslı sondaj.
KREOZOT,
Ağaç emprenyesi (tahnid)
işlerinde kullanılan; kayın ağacı katranından çıkarılan renksiz, sert kokulu ve
dağlayıcı bir sıvı. İçinde fenoller, özellikle gayaben bulunur. Bazı ilaçların
hazırlanmasında yararlanılır.
KRİBLAJ
BANDI, Lavvarda bulunan
ızgaradan geçmeyen, tuvönan kömürün elenmesi veya tanburlu kısımdan geçirilmesi
sonucu elek üstünde kalan iri parçaların kömür veya taşkısmının ayıklanarak
ayrılmasını sağlamak üzere kurulan düşük sür’atli band. Bu band çelik paletli
veya lastik bantlı olabilir.
KRİBLE,
Üretilen tüvenan
kömürlerin ızgara veya elekten geçirilmesi sonucu ayrılan iri parçaların,
triyaj’a (elle ayıklama) tabi tutulması suretiyle elle ayıklanan parça kömür.
Kömürden ayrılan artıklara da krible taşı denir.
KRİBLE
KESMESİ, Krible kömür
içinden elle ayıklanan taşve şist parçaları.
KRİBLE
TAŞI, —> Krible.
KRİPİNE,
Tulumbalarda emici hortum
veya emici boruların ucuna takılan veya flanşla bağlanan, içinde geri döndürmez
klepe bulunan ve yabancı cisimlerin tulumba tarafından emilmesini önlemek üzere
sepet şeklinde (delikli) olan hortum ucu veya boru başı.
KRİPTOKRİSTAL, 1) Taneleri gözle görülemeyecek kadar
küçük olan kristallerden oluşan. 2) Gizli kristalli. 3) Kristalleri
gizlenmişkayaç.
KRİSTAL, 1) Buhar veya sıvı durumdan katı duruma
geçen maddenin tabiat kanunlarına uygun şekilde, düzlem yüzeylerle sınırlı
olarak aldığı şekil; yani maddenin katı taneli normal şekli. Kristalleşme
tabiatın bir denge durumudur. Kristalleşmiyerek katılaşma durumuna da “ Amorf”
denir. Kristalleşme süresi uzun olursa iri kristaller teşekkül eder.
Kristalleşme kanunları, kristal köşelerinde yüzeylerin hiç değişmeyen açılarla
birbirlerine kavuşmaları sonucunu yaratır. Tabiatta 7 üstgrup, 32 grupta 320
çeşit kaidelere uygun kristal kafesi olması gerektiği hesaplanmıştır.
Kristâlleri tanımak için simetri elemanlarından yararlanılır. Üç çeşit simetri
durumu vardır: Simetri düzlemi, simetri ekseni, simetri merkezi. Simetri
düzlemi, kristali iki benzer parçaya ayırır. Yani ayna düzlemi gibidir. Simetri
ekseni, kristalin 360° nin tam kesirleri (mesalâ 60°-90°) nisbetinde
döndürüldüğünde ilk durumuyla aynen çakıştığı eksendir. Simetri merkezi,
kristal içinde merkezden geçen her doğrunun, iki eşit parçaya ayrıldığı yerdir.
Kristallerin bütün özellikleriyle —> “ Kristallografi”
bilim dalı uğraşır.
Kristalleri yapılarına göre üçe ayırmak mümkündür. a) Atom yapılı
kristaller. Elmas bu tip kristallere örnektir. Her atom, belli bir yönde, diğer
dört atomla ve kovalans bağlarla sıkı bir şekilde bağlanmıştır; bu sebeple
kristal son derece serttir ve çok zor ergir. Buna diğer bir örnek olarak grafit
de gösterilebilir. b) Molekül yapılı kristaller. Örnek olarak I2
moleküllerinden meydana gelmişiyot kristalleri belirtilebilir, molekül içindeki
atomlar kovalansla birlikte bağlandığı halde molekülleri bağlayan kuvvet bundan
çok daha zayıftır; kristal kolay kırılabilir. Başka bir örnek, kristalleri S8
moleküllerinden yapılmışalfa ve beta kükürttür (rombik ve monoklinik kükürt.)
c) İyon yapılı kristaller. Örnek tip sodyum klorürdür (Na Cl) . Burada yapıyı
meydana getiren elementler iyonlardır ve her Na+ iyonu altı klor iyonuyla, her
Cl iyonu altı sodyum iyonuyla çevrilidir; kolezyon, elektrostatik çekim
kuvvetleriyle sağlanır.
2) Üç kısım silis, iki kısım kurşun oksit
ve bir kısım potasyum hidroksitten meydana gelen; saydamlığı ve parlaklığı
sebebiyle değerli olan; oyma ve yontma yapıldıktan sonra piyasada değer kazanan
özel cam.
KRİSTAL
TEŞEKKÜLÜ , Eriyiklerde
sıvılarda ve buharlarda (gazlarda) bulunan bir maddenin katı haline geçerken
kristallerinin oluşması ile sonuçlanan süreç. Bu olay “ kristallenme “ ile
eşanlamdadır.
KRİSTALİZASYON
DİFERANSİYASYON, Yüksek
basınç ve ısı altında eriyik halde bulunan magmanın yeraltında herhangi bir
çatlağa veya boşluğa yerleşerek içerisinde bulunan ergime derecesi yüksek ağır
metal bileşiklerinin erken kristalleşmesi sonucu kendi ağırlıkları ile çökme
suretiyle ayrılması. İlk ayrılanlar; manyetit, ilmenit, kromit gibi ağır
minerallerdir. Bu şekilde oluşan maden yataklarına, kristalizasyon
diferansiyasyon (erken kristalizasyon) maden yatakları denir.
KRİSTALİN
KUARS (Si O2),
Kayaç kristali (Renksiz kristalin kuars) iri ve berrak kristalleri az
bulunmasına ragmen, en çok raslanan kuars çeşidi olup iyi bir mücevher imalinde
de kullanılan kuars türü.
Kristalin kuarslardaki renkler, ya içindeki
manganez, demir, nikel gibi, karışık maddelerden veya dumanlı kuarsta olduğu
gibi, radyoaktiviteden ileri gelir. Kuars ısıtıldığı zaman bu renklerden
bazıları kaybolur. Kristallerde umumiyetle hava kabarcıkları ve az miktarda
başka karışık minerallerin izleri vardır. Saç şeklindeki rutil krsitalleri,
rutinleşmiş(TiO2) kuarsı veya “Venüs saçı”nı meydana getirirler.
“Kedi gözü” ve “ Kaplan gözü” denilen kuars, asbest [ uzun ince kılımsı bünyeli
olarak oluşan aktinolit (CaMg3Si4O12 ve FeO),
amyant yahut asbest veya hornblende asbesti] lifleri ihtiva edebilir. Hematitle
renklenmişolan kuarsa da demirli kuars denir.
Pembe kuars, mavi kuars, strin, ametist,
dumanlı kuars, sütlü kuars ile katışık maddelerle birlikte bulunan kaplan gözü
ve venüs saçı ismi ile anılan türler kristalin kuarsın başlıcalarıdır.—> Saydam kıymetli taşlar, Kuars, Kuarsın
kıymetli taşları, Gizli kristalin kuars, Neceftaşı (SiO2).
KRİSTALİZASYON
YOLUYLA AYIRMA, Çözeltilerin
içerdiği belli elementlerin veya bileşiklerin; çözeltme ortamında bulunan
sıvının kısmi buharlaştırılması, çözeltinin soğutulması usüllerinden biriyle
veya müştereken kristalleşmesini sağlayarak zenginleştirme.
KRİSTALLENME, —> Kristal
teşekkülü.
KRİSTALOGRAFİ, Kristal haldeki madde-lerin oluşumunu,
yapısını, fiziksel ve kimyasal özelliklerini inceleyen bilim dalı. —> Kristal, Kristal teşekkülü.
KRİSTAL
SİSTEMLERİ, Molekül
yapılarına göre minerâllerin kristallenmesi sonucu meydana gelen kristallerin
oluşum (teşekkül) sistemleri. Simetri kristallerin temel bir özelliğidir. —>
Kristal. Bütün kristaller eğemen
simetri öğelerine (unsurlarına) göre altı sınıfa ayrılır.
Bu kristal sistemleri izometrik (kübik),
heksagonal (altıgen), tetragonal (dörtgen), ortorombik, monoklinal (monoklinik)
ve triklinal (triklinik) sistemlerdir. Bazı kristaloğraflar trigonal ya da
romboedral (romboredrik) sistemi yedincibir sistem olarak kabul etmekle
birlikte bu sistem çoğunlukla heksagonal sistemin içinde tanımlanır. —> Şekil Kristalografi, Kristal.

KRİTİK
BOYUT, Eleme sonucunda
elde edilen elek altı ve elek üstü ürünlerin içinde bulunabilen ve elek
açıklığının 0,75 ile 1,5 katı arasında olabilen parçaların boyutları. Elek
deliği boyutuna göre kritik parçaların varlığı elemenin güçlük veya kolaylığını
belirler.
KRİTİK
CEVHER STOKLARI, Ekonominin
buhranlı dönemleri geçiştirebilmesi için gerekli olan ekonomik büyüklükteki
cevher stoğu.
KRİTİK
FAALİYET, —> Şebeke planlaması.
KRİTİK
HIZ, Bilyalı
değirmenlerde, öğütülen malzemeyi teşkil eden taneciklerin herbirinin
ağırlığının dönmenin yarattığı eksantrik kuvvete denk olduğu ve parçanın
değirmen iç cıdarına sanki yapışmışgibi kalma durumunu yaratan hız.
KRİTİK
TENÖR, Bir cevher
yatağında mevzii bir kısmın zenginleştirme tesisine veya dekapaj döküm sahasına
gönderilmesinde ayırım yapılmasına ölçü olan tenör değeri. Diğer bir deyişle,
kritik tenör altında olan kesimin tesislerinde işlenmesi ekonomik değildir.
KRİTİK
YOL, —> Şebeke planlaması.
KRİTİK
YOL METODU, Bir projede
yer alması gereken faaliyetler ele alınarak bunların doğru yapılışsıralarını,
teknolojik sırasını ve birbirleri ile çapraz ilişkilerini tesbit ederek projenin
yürütülme-sinin ve takibini sağlamak için geliştirilmişyöntem. Kritik yol
metodu deyiminin kısaltması CPM’dir.
CMP özellikle, projeyi teşkil eden işve
faaliyetlerin süre ve maliyetleri oldukça hassas olarak tahmin edilebilen, bina
inşaatı, tesis kurulması vb. projelerde uygulanır.
KRİTİK
YOL PLANLAMASI, —> Şebeke planlaması. Kritik Yol Metodu.
KRİYOLİT, Sodyum
aluminyum fluorit bileşiminde bir mineral (Na3 Al F6).Elektrolit olarak
aluminyum metalurjisinde kullanılır. Hidroklorik asit, sodyum karbonat ve
aluminyum hidrattan sentetik olarak da elde edilir. Doğal rezervleri yaygın
değildir ; bilinen en önemli kriyolit yatağı Grönland adasındadır (İvigtut) ve
kar beyazı kütleler halinde bulunur.
KRİZOPRAS,
Yarı saydam elma yeşili
renkte bir —> Kalsedon. Rengi
bileşimindeki nikel oksitten ileri gelmektedir.
KRİZOTİL,
—> Zebercet.
KROKİ,
1) Bir yerin, bir tesisin
veya bir makinenin ölçeksiz olarak yapılan planı. 2) Taslak.
KROM
ÇELİĞİ, Elektrik veya
Siemens-Martin fırınında ferrokrom ilavesi ile elde edilen çelik. % 0,5 Cr
ilavesi, çeliğin sertliğini, mukavemetini ve elastikiyetini artırır. % 10-15 Cr
ilavesi ile paslanmaz çelik elde edilir.
KROMİT,
Kimyasal formülü FeO. Cr2O3
veya FeCr2O4 (—> Spinel)
olan krom mineralı. Kromit, bazik magmatik kayaçlar veya bunlardan meydana
gelmişolan metamorfik kayaçlar içinde bulunur. Kromitin cevher olarak
satılmasında en önemli unsurlar Cr/Fe oranı (raşyo) ile Cr2O3
ve SiO2 yüzdeleridir. Metalurji endüstrisi için Cr/Fe oranının 3:1,
Cr2O3 miktarının ise % 46 civarında olması istenir. SiO2
miktarı ise % 3-10 arasında değişebilir.
KROM
NİKEL ÇELİĞİ, Bünyesine Cr
ve Ni ilave edilmişsert ve elastik çelik (% 1,5-3,5 Ni ve % 0,5-1,5 Cr).
KRON,
1) Taç biçiminde, ortası
delik, karotlu delmelerde kullanılan matkap. 2) Sondaj tijlerine bağlanan
kesici ve delici uç. 3) Başlık. 4) Delici burgu ucu. 5) Jakbit. —> Şekil.

KROVN
- BLOK , (CROWN - BLOCK)
—> Sondaj kulesi.
KROSİNG,
—> Hava köprüsü.
KUARS , Az çok saf halde bulunan
kristalleşmişsilisyum dioksit (SiO2) çeşitlerine verilen ad. Kuars,
birçok kayacın bünyesinde, yer kabuğunda en yaygın bulunan, sertliği 7, özgül
ağırlığı 2,85 gr/cm3, çizgisi beyaz, çabuk kırılır ve kırılma yüzü
sedef içi şeklinde (Konkoidal), ergime sıcaklığı 1785°C olan kayaç yapıcı bir
ana mineraldir.Başlıca kuars çeşitleri şunlardır : Renksiz “saydam kuars” veya
“dağ kristali”; kahverengi “dumanlı kuars”;
sarı renkli “sitrin”; koyu portakal rengindeki “maderia sitrin”; yeşil renkli “kloritli kuars”; menekşe renkli
“mor necef”; kan kırmızısı rengindeki “yemani”; pembe renkli “hematoyit kuars”;
“kedigözü”, içinde amyant lifleri; “yıldıztaşı”, içinde mika pulları bulunan
kuars türleridir. Kuars kristalin kitleler halinde bulunur ve şartlar müsait
olduğu takdirde, heksagonal kristaller teşekkül eder. Ekseriya kalker
kovuklarında bulunan çift uçlu kuars kristallerine, bazen “Herkimer elmasları”
gibi lokal isimler de verilir. Daha büyük kristallerin de kovukları kapladığı
görülür. Bunlar ekseriye mücevherat olarak kesilir ve “kaya kristalin” olarak
adlandırılır. Bünyesinde su ihtiva eden kuarsa —> Opal denir. (Opal SiO2 x H2O amorf yani
kuarsın kristalin olmayan ve bünyesinde % 3-9 su ihtiva eden türü.) Kristal
halindeki kuars, eksenine tam dik olarak kesildiği zaman, elde edilen küçük
bloklar üzerine basınç yolu ile küçük bir elektrik yükü yüklenebilir. Bu
niteliğinden dolayı kuars; radyo, televizyon ve radarda da kullanılmaktadır.
Güzel kuars kristalleri sanayide optik ve elektrik uygulamaları için çok
aranır. Ne yazık ki çoğu kuars kristalleri gözle farkedilemeyecek şekilde optik
ikizdir. Bu ikiz kristallerde, ışığı sola döndüren bir kristal ile ışığı sağa
döndüren diğer bir kristal biraraya gelmiştir; bu yüzden böyle ikiz kristalden
optikte yararlanılamaz. Elektrikte ikiz, piyezo elektriği azaltır veya tamamen
yok eder. Kuars ısıtılınca hacmi artarak önce “tridimit”, sonra da
“kristobalit” haline dönüşür.Metalurji fırınlarının silisle kaplanmasında bu
polimorf dönüşümlerin gözetilmesi zorunludur. Ergitilen kuars, genleşme
katsayısı çok düşük olan bir silis camı verir; bu sayede, ani ısı değişmelerine
kırılmadan dayanabilen silis camından eşyalar yapılabilir. Bazı görüşlere göre
kristallerin terapik etkileri de vardır. Bunlardan; saydam kuars kristali;
üstlerindeki enerjileri kumaşlardan bile geçirerek yaşlanmayı geciktirir. Kuars
kristali terapi kürlerinin en önemlilerindendir. Buna göre; vücudumuzdaki
zihinsel, bedensel ve ruhsal düzeyimizi arttırıcı enerji üretir. Ortamdaki tüm
negatif olumsuzlukları geri iter. Meditasyon için çok uygundur. Açıklık ve
netleştirmede kılavuz bir taştır. Mavi kuars; troid ve metabolizma dengeleri
üzerinde güçlendiricidir. Öksürük azaltıcı ve ateşdüşürücüdür. Zihin açıklığı
ve güven duygusu sunar. Hata duygularını ortadan kaldırır. Tehlikeden
koruyucudur. Cinsel problemlere iyi gelir. Pembe kuars; stresi giderici olup,
hata duygularını, korkuyu ve öfkeyi azaltır. Negatif enerjiden koruyucudur.
Ruhun inceliğinin sembolüdür. Huzur ve duygu yüklüdür. Sevgi taşıdır. Negatif
enerjiyi çekip, boşaltma özelliğinden dolayı bilgisayar v.b. cihazların
elektrostatik akım olumsuzluklarını giderir. Cihazların yanında bulundurulması
tavsiye edilir.
Kuars jenetik olarak, 1- Magmatik, 2-
Metamorfik, 3- Sedimenter kökenlidir. Doğada fay ve çatlaklarda filon halinde
bulunur. Ayrıca cevher yataklarında gang minerali olarak rastlanır.
KUARSIN KIYMETLİ TAŞLARI (SiO2), En iyi tanınan ve ikinci derecede kıymetli
taşlar. Bunların en kıymetlisi olan kuarsın krsitalin olmayan türü ve
diatomelerle silisli süngerlerin iskeletlerinden oluşan umumiyetle renksiz ve
beyaz olup renklisi kıymetli taşolarak kullanılan opaller ile donuk beyaz,
sarı, yeşil ve tuğla kırmızısı renklerdeki adi opal; opalin bir çeşidi olan
gayzerit; diatomelerle (diatomit) diğer organizmaların mikroskobik
kabuklarından meydana gelen “ tripolit” tebeşir gibi beyaz, ince, taneli fakat
sert ve camı çizer (Moskof toprağı); Berrak, renksiz, camsı bir opal olan
ekseriya kayaçların üstünde kabuk ve küçük damar dolguları halinde bulunan
bazen yarı saydam veya beyaz olan “ Hyalit “ gibi opaller, kıymetli taşlar
sınıfına dahildir.
Saydam kuars mücevher taşları; renksiz veya sarı, kahverengi, mavi,
siyah, mor, pembe ve nadiren de yeşil renkte olur. Yarı saydam veya mat kuars
mücevher taşları daha da çeşitli renk ve şekiller arzeder. Bir kısmı bandlı,
çizgili veya beneklidir. Bunların isimleri bulundukları yerlere göre değişir.
Bazılarının birkaç ismi vardır, bazı isimler de birden fazla taşiçin
kullanılır.
Kuarsın kıymetli taşları arasında; yıldızlı pembe kuars, strin,
dumanlı kuars, Ametist, kıymetli opal, ateşopali, siyah opal, beyaz kalsedon [
kırmızı renklisi-karnoel, Ni tesiriyle yeşil olanı krisopras (gözboncuğu), ipek
yahut yosuna benzer yeşil yahut esmer yabancı madde içereni -mokkataşı ve
yosunakik, muhtelif renkli yuvarlak ve ince tabaklardan ibaret olan
kalsedona-akik (ağat)], sarduan, oniks (ekseriya siyah-beyaz veya kahverengi
beyaz renkli düzgün şeritli bir akik) —> Kalsit,
Jasp (mat kuars umumiyetle kırmızı, sarı, kahverengi yahut bu renklerin
karışımı, bazen bantlı), kantaşı, krizopras (rengi bileşimindeki nikel oksitten
gelen yarı saydam elma yeşili renkte bir kalsedon), karnalin (ekseriya saydam,
kırmızı veya kırmızı kahverengi tonlu bir kalsedon); sayılmaktadır. —> Saydam
kıymetli taşlar, Kuars, Kristalin kuars, Gizli kristalin kuars, Neceftaşı (SiO2).
KUARSİT,
1) Esas unsuru kuars olan
taneli bir görüntüye sahip az çok şist yapısı gösteren metamorfik kayaç. 2)
Gayet ince kuars tanecikleriyle silisli çimentodan oluşan gre. Bünyesinde %
75-95 SiO2 içeren kuarsite protokuarsit, % 95’den fazla bulundurana
ortokuarsit adı verilir.
KUARS
KUMU, Granit, gnays vb.
kuarsça zengin bir kayacın ağır bir tempoyla parçalanması veya kuarsça zengin
bir ana kayacın üst üste faylanarak büyük basınçlarla parçlanması sonucu oluşan
2 mm’den küçük kuars (SİO2) tanecikleri. İkincil olarak kuarsitin
öğütülmesi ile de elde edilebilir. Kuars kumu refrakter sanayiinde silika tuğla
üretiminde, döküm sanayii ve cam sanayiinde kullanılır. Kullanım alanını
belirleyen parametreler SiO2, Fe2O3, Al2O3;
MgO, CaO,Co,Cr, As,P2O5 miktarları ve endüstrilerin
gereksinimlerine uygun fiziksel özelliklerdir. Kuars kumu (perlit, pomza ve
diyatomit gibi minerallerle birlikte), yalıtımlı hafif yapı malzemeleri adı
altında gruplandırılır. Kuars kumları donmuşkar beyazı, renkli, şeker tozu
görünüşlü ve çok ufak tanelidir. Demir oksit içeriyorsa, buna göre renk
pembeden kızıla veya koyu kahverengine kadar değişir. —> EK-13.
KUARS
LAMBASI, Ultraviyole ışın
veren kuars camından mamul lamba. Bunlar sağlık hizmetlerinde veya
madencilikte, arama ve bilimsel incelemelerde kullanılır.
KULE,
Yüksek ve çoğu kez
betonarme, çelik veya ağaç konstrüksiyon olarak silindir, kare prizma veya
kesik piramit şeklinde imal (inşa) edilen (soğutma kulesi, ihraç kulesi, sondaj
kulesi vb.) yapı. —> Sondaj kulesi.
KULLANILMIŞ
HAVA, 1) Yeraltında
çalışılan yerlerden dolaşarak nefesliğe (hava dönüşyoluna) gelmişolan ocak
havası. 2) Kirli hava.
KULUÇKA MERKEZİ, —> Teknopark.
KUM,
0,06-2 mm çapındaki ayrık
mineral taneciklerinin birarada oluşturdukları yığılmalar.
Kumlar iri (0,6-2 mm), orta (0,2-0,6 mm) ve
ince (0,06-0,2 mm) olmak üzere sınıflandırılır.
KUM
MUHTEVASI, Sondaj çamuru
içindeki nisbeten iri aşındırıcı parçacıkların yüzde miktarı.
KUMPANYA,
1) Daha çok yabancı
ortaklık. 2) Topluluk.
KUMTAŞI,
—> Gre.
KUPA,
—> Dibektaşı.
KUPOLA
FIRINI, Dökmecilikte
kullanılan pik ve hurda demirleri eritmeye yarayan tekneli fırın.

KURBA,
1) Dönemeç. 2) Viraj. 3) Kurb. 4) Yolun yön değiştirdiği kısım.
KURŞUN,
Gümüşsü beyaz mavimsi gri
renkte, tırnakla çizilebilecek kadar yumuşak, dövülebilir ama çekmeye
elverişsiz, atom numarası 82, atom ağırlığı 207,19 ergime noktası 327,5°C
kaynama noktası 1.744°C, yoğunluğu 11,29gr/cm3, peryodik tablonun
IVa grubunda (karbon grubu) yer alan kimyasal element. (Simgesi Pb)
Kurşun tabiatta sülfür, karbonat, sülfat ve
kompleks klorürler şeklinde bulunursa da bu metalin hemen yegane cevheri çok
defa bir miktar gümüşde ihtiva eden kurşun sülfür (PbS) yani galendir. Kurşunun
“ Servüzt (PbCO3) ismi verilen karbonat’ı ile “ Anglezit (PbSO3)
“ adı verilen sülfat’ı cevher olarak büyük önem taşımamaktadır. Bu kurşun
mineralleri hava ve suyun yavaşetkisiyle galenden meydana gelmişsekonder
minerallerdir.
KURŞUN
210’LA TARİHLEME,—> Kurşun, Uranyum-Toryum-Kurşunla Tarihleme.
KURŞUNİ
BAKIR, Antimonlu bakır sülfür.
KURŞUN
LİÇİNGİ, —> Kurşun
üretimi.
KURŞUN
SPESİFİKASYONLARI, Ticarette
işlem gören rafine edilmişkurşun metalinin bazı ülkeler standardına uygun
olarak belirlenen muhteva oranları. Kurşun metalinin asgari rafine safiyetinin
% 99,85 Pb olması istenir. % 99,999 safiyette “Zone Refined” tipi de vardır.
LME’in “Grade Pure Lead”i içinde asgari % 99,97 Pb bulunur. ASTM B29-79 üç tip
sınıflandırma yapmıştır: (a) Corroding; asg. % 99,94 Pb ve azami % 0,0025
Ag+Cu. (b) Common; asg. % 99,94 Pb, azami % 0,005 Ag, azami % 0,0015 Cu. (c)
Chemical and Copper Bearing; asg. % 99,90 Pb, azami % 0,1 Ag + Cu.
KURŞUN
ÜRETİMİ, Kurşun
cevherinden, kurşun konsantresinden, kurşun-çinko karışımlı konsantreden,
liçing sonucu elde edilen kurşun çamuru veya çökeleğinden —> Pirometalurjik işlemler sonucu metal
kurşun elde edilmesi. Pirometalujik işlemlerin uygulanarak metal kurşun elde
edilen yöntemleri şunlardır:
1. İSP (Imperial smelting), 2. Reverber
fırınları, 3. Water jacket fırınları, 4. Döner fırınlar, 5. Elektro-termik fırınlar,
6. Kaldo yöntemi (Boliden), 7. Kivcet CS yöntemi, 8. QSL
(Queneau-Schumann-Lurgi) yöntemi, 9. Ausmelt-Isagmelt yöntemi, 10. Flash izabe
yöntemi (Outo kumpu). Pirometalurjik yöntemler uygulanmadan önce kurşun cevheri
konsantre haline getirilir veya hidrometalurjik yöntemlerle liçinge tabi
tutularak çökeltilir. Kurşun cevheri zenginleştirilmeden önce kırılır ve
öğütülür. Öğütme aşamasında genellikle çubuklu değirmen kullanılarak nisbeten
yumuşak ve kırılgan olan cevherin aşırı öğütülmesi önlenir. İnce öğütme bilyalı
değirmenlerde yapılır ve hidrosiklonla kapalı devre olarak çalıştıktan sonra
zenginleştirme işlemi için flotasyon tesisine verilir. Kırma ve öğütme
aşamasında iri mineral parçalarının kolayca kırılması özelliğini taşıyan
cevherin bulunması durumunda, gravimetrik yöntemlerle bir ilk konsantrasyon
elde edilmesi tercih edilir. Bu aşamada jig ve ağır mayi devreye konur ve
buradan elde edilen ürün ince öğütme devresine verilir. Bu şekilde öğütme ve
flotasyondan önce —> Gang
parçaları devreden çıkartılmışolur. Elde edilen kurşun konsantesi sinterleme,
izabe ve rafinasyon işlemlerine tabi tutulur. Kurşun cevherinin liçinge tabi
tutulması suretiyle zenginleştirilmesi ise klorlu bileşiklerle veya sülfürik
asitle, yapılır. Klorlu bileşiklerle muamele yapılmadan önce PbS halinde olan
cevher 400-500°C ısı altında kavrulur ve Pb SO4 haline getirilir.
Daha sonra kavurmaya devam edilir; KCl ve KCl3 katılarak PbCl2
elde edilir. Kurşun klorür ise hurda demirle reaksiyona girerek kurşunun
çöktürülmesi sağlanır. Bu şekilde elde edilen kurşun çamuru izabehanede külçe
kurşun haline dönüştürülür. Sülfürik asitle liçingde, kurşun cevheri içindeki
empüriteler (istenmezler) asit altında eritilir ve çöken kısımda kısmen PbSO4
ve kısmen PbS kalır. Bunlar da daha sonra pirometalurjik yöntemlerden
birisi ile kurşun külçesine dönüştürülür. Pirometalurjik yöntemlerden biriyle
üretilen ham kurşun brülörle ısıtılan bir potada ergimişhalde iken döndürülerek
çalışan bir karıştırıcı yardımıyla rafine edilir. Potaya toz halinde kükürt
ilave edilerek kontrollü soğutma ile çözünmez duruma gelen bakır ayrıştırılır
ve daha sonra kok kömürü tozu, ağaç talaşı vb. katılır, hava üflenerek
indirgemeye tabi tutulan diğer metaller ayrılır. Sudkostik ilavesi ile de
antimuan ve bizmut yüzeyde curuf olarak toplanır. Delikli kepçe ile yabancı
maddeler alınır ve % 99,8 saflıkta yumuşak kurşun elde edilir.—> Kurşun spesifikasyonları. Gümüşün
kurşundan ayrılması için de,saf çinko tozları ergimişkurşun içine atılarak
çinkonun gümüşile amalgam oluşturması sağlanır. Bu amalgam gümüşköpüğü halinde
yüzeyde toplanır ve süzgeçli kepçelerle alınır. Bu köpük, bir fırında brülörle
ısıtılarak çinko uçurulur ve gümüşelde edilir. Uçurulan çinko ise
yoğunlaştırılarak tekrar külçe çinko halinde kazanılır.
KURŞUNDAN
GÜMÜŞ TASFİYESİ, —> Kurşun
üretimi.
KURTAĞZI,
Tahkimatta kullanılan
fırçaların iki ucunun veya çatal direklerin sarma ile temas eden ucunun sarma
direğine tam temas etmesini sağlamak için ay şeklinde balta ile veya silindirik
testere ile özel olarak hazırlanan (çenti biçimi) ucu veya uçları.

KURTARMA
CİHAZI, Tahlisiye cihazı.
Tahlisiyecilerin kullandığı, dışhava ile irtibatı olmayan, teneffüs devresinde
oksijen tüpü ve teneffüs edilen oksijenden CO2’yi ayırma düzeni bulunan cihaz.
KURTARMA
EKİBİ , 1) Grizu,
kömürtozu vb. infilak veya yanma olayında kazaya uğrayanları kurtarmak için
teşkil edilen ve tahlisiye cihazları ile teçhiz edilmişekip. 2) Herhangi bir
kazada kazaya uğrayanları kurtarmak için görevli ekip.
KURTARMA
İSTASYONU, —> Tahlisiye istasyonu.
KURTARMA
RANDIMANI, —> Metal kurtarma randımanı.
KURU
BUZ, Katı (dondurulmuş)
karbondioksit.
KURU
DELİK DELME, 1) Lağım
deliklerinin delinmesi sırasında çıkan tozların havaya karışmasını önleyici bir
tedbir alınmadan lağım deliği delme usulü. 2) Lağım deliklerinin delinmesi
sırasında çıkan tozun vakumla emilmesi suretiyle havaya karışmasını önleyici
bir düzenle lağım delme usulü. Bu usulle delik delmede emme başlığı takılabilen
özel lağım burgusu ve toz emici cihaz kullanılır.

KURU
HAZIRLAMA, Tuvönan cevher
veya kömürün, müşterinin istediği boyutlarda ve tenörde su kullanılmadan,
satılabilir hale getirilmesi.
KURU
TABANLI TOZ KÖMÜR YAKICI-LARI, Alev sıcaklığının, kül ergime sıcaklığını geçmeyecek şekilde kontrol
edildiği ve alevin ısı transfer yüzeylerini yalayacak şekilde geçtiği; külün
aglomera edilmeden çekildiği yakıcılar. Bu tür yakıcılarda kül, yapışmadığı ve
uçuştuğu için, elektrostatik çöktürücülerde ve filitrelerde toplandıktan sonra
çekilir. —> Şekil.

KURULU
GÜÇ, —> Elektrik enerjisi temininde kurulu güç.
KURUŞLU
AMBAR, —> Ambar.
KURUTMA,
Cevherle birlikte fiziki
olarak sürüklenen rutubetin cevherden ısı yardımı ile veya mekanik bir yöntemle
(santrifüj kuvveti) uzaklaştırılması.
KURVENBAND,
Yatay ve düşey hareket
kabiliyeti olan dönemeçlere uyumlu nakliye bandı. —> Şekil.

KUŞ
GÖZÜ, Bir halatın
bükümleri gevşetilmeden zorlanarak çekilmesi durumunda oluşan arızalı yer.

KUVARS, —> Kuars.
KUVVET GAZI, Generatör gazı ile su gazının karışımından
elde edilen yanıcı gaz. Kuvvet gazı;
% 24,6-29,2 CO
% 14,8-10,1 H2
% 1,6-0,8 CH4
% 6,0-3,5 CO2
% 53,0-56,2 N2
ihtiva eder, kalorifik değeri 1.255 Kcal/m3’tür.
KUYRUK, Mermer madenciliğinde, taşın arka
yüzeyinden daha arkaya doğru uzayan kısmı.
KUYRUK
HALATI, 1) Karşılıklı iki
kafes ile çalışan bir maden kuyusunda, uçları iki kafesin tabanlarına bağlanan
ve taşıma halatlarını dengeleyen çelik halat. 2) Alt halat. 3) Denge halatı.
Kuyruk halatları genellikle yassı
halatlardan seçilir. —> Halat
değiştirme.
KUYRUK
KABLOSU, Maden işletmeleri
ve diğer şantiyelerde elektrikle çalışan ekskavatör vb. makineleri besleyen güç
nakil kablosu.
KUYU,
Yeraltı işyerlerine
ulaşmak amacıyla açılmışve kesit boyutları derinliğine oranla sınırlı, düşey ve
düşeye yakın bağlantı yolu. —> Desandri.
KUYUBAŞI,
1) Kuyuya yerüstünden
girişyeri. 2) Kuyu ağzında kurulu tesislerin tümü.

KUYUBAŞI
MANEVRA İSTASYONU, 1)
Maden kuyusu ağzında veya yerden 10 m kadar yükseklikte teşkil edilen, dolu ve
boşvagonların manevra yapıldığı yer. 2) Kuyubaşı röseti. —> Kuyubaşı.
KUYUBAŞI
RÖSETİ, —> Kuyubaşı manevra istasyonu.
KUYU
BİLEZİĞİ, Kuyu kazısına
başlandığı zaman kuyu ağzına yapılan daha kalın cidarı olan dairevi kuyu ağzı
tahkimatı.
KUYUDİBİ,
1) Kuyunun en alt katla
birleştiği yer. 2) Kuyudan insan, maden ve malzeme naklini sağlamak için
yeraltında açılan ve kuyu ile irtibatlı akrosaj, skip cebi, tulumba dairesi vb.
yeraltı yapılarının tümü.

KUYUDİBİ
DOLDURMA YERİ, Kuyu
dibinde veya ana kat seviyelerinin altında özel olarak açılmışskip ceplerine
skiplerin kolayca doldurulmasını sağlamak için küçük silo ve olukların
bulunduğu yer.
KUYUDİBİ
HAVUZU, Maden kuyusunda
ocak sularının biriktiği en dip kuyu kısmı. Havuzun su alma kapasitesi;
genellikle 24 saat boyunca gelen suyu depolayacak kadardır. Havuzun su
seviyesi, kuyu kafesinin indiği en alt katın kotundan daha düşüktür. —> Su ihracı.
KUYU
KAPAKLARI, Maden kuyusu
içine herhangi bir şeyin düşmesini
önleyen kapama düzeni.
KUYU
KAZI KOVASI, —> Fonsaj kovası.
KUYU
KAZI METODU, Kayacın
cinsine, su gelirine, inilecek derinliğe ve kuyu çapına bağlı olarak tercih
edilen usul. Kumavim kayaç ve az su geliri olan yerlerde —> Standart kazı metodu; gevşek, kumlu ve
su geliri fazla olan formasyonlarda; —> Formasyon
dondurma, 30 m derinliğe kadar —> Keson
kuyu, gevşek ve sulu yerlerde palplanşçakma veya arazinin su seviyesini
düşürmek suretiyle özel kazı metodları uygulanır.
KUYU
KAZI TULUMBASI, Kuyu
kazısı sırasında biriken suyu dışarı boşaltmaya yarayan ve su içine daldırılan
küçük boyutlu, elektrik veya basınçlı hava ile çalışan düşük irtifalı güçlü
tulumba. —> Şamandralı tulumba.
KUYU
KESİTİ, —> Ana kuyu kesiti. Kör kuyu kesiti.
KUYU
KILAVUZU, —> Kayıt.
KUYU
KİRİŞLERİ, —> Ana kuyu kesiti .
KUYU
KÜRSÜSÜ, 1) Yeraltı
işletmelerinde açılan kuyularla kat lağımlarının birleşme yerlerinde yatay
nakliyat sisteminin dikey nakliyat sistemi ile uyumlu çalışmasını sağlamak için
kuyu içi ve kat ağızlarına kurulan çelik veya ağaç kalaslardan imal
edilmişiskele şeklinde (çerçeve) konstrüksiyon. Kafes kayıtları ve kat ağzı
kapıları da bu çerçeveye monte edilir. 2) Kuyu çerçevesi.

KUYU
TAHKİMATI, Maden kuyusunun
cidarlarına destek olmak ve böylece kuyu içinde insan ve malzeme taşınmasını
emniyete almak için yapılan iksa.

KUYU
TOPUĞU, Kuyu yapısını ve
kuyu başındaki tesisleri, çökmeden (tasman tesirinden) doğacak hasara karşı
koruyabilmek için, kuyu çevresinde bırakılan emniyet topuğu. —> Topuk.

KUZEY
ANADOLU FAYI, Türkiyemiz
yönünden Saros Körfezi’nde ilk belirtileri gözlemlenen, Marmara Denizi’ni
katettikten sonra İzmit-Adapazarı-Gerede-Reşadiye-Erbaa-Erzincan-Varto’dan
geçip Van Gölü’ne ve hatta İran’a doğru uzandığı tahmin edilen sağ yönlü
doğrultu fayı. Anadolu’nun en etkili ve dünyanın sayılı fazlarından biridir.
Kuzey Anadolu’da vuku bulan depremler bu fay ve buna bağlı küçük faylar
üzerinde meydana gelmişlerdir. —> Şekil.

KÜBAJ,
1) Açık işletmecilikte
dekapajın m3 cinsinden yerinde ölçülen kabarmışhacmi. 2) Yeraltı
işletmeciliğinde, kullanılan maden direklerinin hacim ifadesi.
KÜÇÜK
BULUŞLAR, —> Patent.
KÜÇÜK
İŞLETME, Günlük üretimi
100 ton ile 1000 ton arasında değişen maden işletmesi.
KÜÇÜK
NOKTA HESABI,
Koordinatları bilinen iki noktayı birleştiren doğru üzerindeki noktaların
koordinatlarını hesaplama yöntemi. —> Şekil.

KÜÇÜK
TUMBA, —> Külbütör.
KÜKÜRT, (S) periyodik tablonun VIa grubunda (oksijen
grubu) yer alan kimyasal element. Son derece tepkin bir A metaldir. Eski
çağlardanberi “ateştaşı” olarak
bilinir.
Kolay kırılabilir, kırılma yüzeyi midye kabuğu şekilli ( düz değil),
yağ parıltılı, saf olanı kükürt sarısı açık sarı, kil karışmışolanı gri, bitüm
karışmışolanı da kahverengi renkte, çizgisi beyaz olan, kristalleri elin ısısı
ile çatlayan, ovalandığında negatif elektrikle yüklenen, 111°C da ergiyen, 270
°C da gögümtırak alevle yanarak kükürtdioksit çıkarıp kokusu ile belli olan, karbonsülfid
de ( CS2) kolay çözülen, sertlik derecesi 1,5-2,5, özgül ağırlığı
2,0 olan son derece tepkin bir A metal ( metalik olmayan) element.
Kükürt, doğada çeşitli yollarla oluşur. Bunlar da
a) Volkan oluşlu; 2H2S+O2—>2H2O+2S veya 2H2S+SO2—>2H2O+3S,
b) Çökelti oluşlu; CaSO4+2C—>2CO2+CaS,
CaS+O—>CaO+S, CaO+CO2
––> CaCO3 c) Kaynak oluşlu; pek az da olsa kükürtlü kaynaklarda
un şeklinde çökelir. d) Biojen oluşlu; bazı organizmaların hayat faaliyetiyle
oluşur.
Kükürt, lastik üretiminde (kauçuğun elde edilmesinde)
sülfürik asit üretiminde, kibrit yapılmasında, bitkilere zararlı olan haşaratı
öldürmek, barut imalatı vb. yerlerde kullanılır.
Kömür, petrol ve doğalgaz kükürt bileşikleri içerir. Pirit ( FeS2),
galen (PbS), zinober (HgS), sfelarit (ZnS) ve
kalkopirit (CuFeS2) gibi sülfürler ile jips (CaSO4)
ve barit (BaSO4) gibi sülfatlar da kükürt içeren önemli mineraller
arasındadır.
Kükürt tuz domlarında bulunan kükürt çökellerinden ––> Solüsyon madenciliği, (Frasch
yöntemiyle) çıkarılır. Bu işlem % 99,9 arılıkta kükürt elde edilmesine imkan
verir. —> Şekil. Doğal gazdan,
petrol arıtım gazlarından, piritlerden ve bakır-kurşun-çinko, kurşun
cevherlerinin izabesinden açığa çıkan gazlardan da kükürt elde edilir. Kükürt
öbür gazlardan çoğunlukla hidrojen sülfür (H2S) olarak ayrılır ve
Claus yöntemiyle element halindeki kükürde dönüştürülür. Claus işleminde
hidrojen sülfürün kısmi olarak yanmasıyla oluşan kükürt dioksidin gene hidrojen
sülfürle tepkimeye sokulması sonucunda
kükürt elde edilir. (2H2S+SO2—> 2H2O+3S).
—> Üretim şeması.
Arı kükürt açık sarı renkli, tatsız, kokusuz, gevrek bir katıdır,
elektriği iyi iletmez ve suda çözünmez.
Maden yatağından üretilen tuvönan kükürt cevheri, yakacağı az olan
yerlerde,—> Kalkaroni usulü kükürt
üretimi, büyük kütleler halinde yığılıp bu yığın ateşlenerek (burada kükürt
kısmen yanar), bu yanmadan ortaya çıkan ısı geri kalan kısmı ergitir ve böylece
ergimişkükürt elde edilir. Kükürt izabehanelerinde ise; (—> Şekil), bu işbüyük potalarda yapılır. Bu potalar alttan ısıtılır burada
kükürt kaynar ve buharlaşır, kükürt buharları soğutulmuşdiğer potalarda
yoğunlaştırılır daha sonra damıtılmak yoluyla arıtılır. Kükürt buharları sıvı
hale geçmeden yoğunlaşacak olursa ince bir toz elde edilirki buna “kükürt
çiçeği“ denir. Buharlar yoğunlaşırken sıvı hale gelen kükürt ıslak tahta
kalıplara dökülür. Bu şekilde elde edilen kürde “çubuk kükürt“ denir.
Doğada saf veya çeşitli bileşikler halinde
bulunan kükürt sarı renkli, kokusuz, atom
numarası 16, atom kütlesi 32,06, kötü iletken, yoğunluğu 1,56 gr/cm3,
113°C’a doğru sarı bir sıvı vererek ergiyen, 220°C’a doğru kararıp ağdalı bir
duruma gelen, ısıtma devam ederse tekrar akıcı olan 444,6°C‘da kaynayan suda
çözünmeyip karbon sülfürde çözünen bir katıdır. A metal (metalik olmayan) sıvı kükürdün yavaşça soğutulmasıyla elde
edilen ve uzun iğne benzeri kristaller oluşturan monoklinal yapıdaki kükürt
ise; 96°C-116°C arasında kararlı olmakla
birlikte oda sıcaklığında yavaşça rombik yapıya dönüşür. —> Polimorf metaller.


KÜKÜRT
ÇİÇEĞİ, Kükürt buharı
yoğunlaştığı zaman teşekkül eden açık ksarı renkli toz kükürt. —> Kalkaroni usulü.
KÜKÜRT
DİOKSİT, Kimyasal formülü
SO2 olup, 1 m3’ü 2.8446 kg. havadan 2.2 defa daha ağır, yangın ve infilak
dumanlarında bulunan havada % 0,003 dahi bulunması solunum için zararlı olan ve
% 0,1 oranında öldürücü etki yapan zehirli gaz.
KÜKÜRTLÜ
HİDROJEN, Kimyasal formülü
H2S olup, 1 m3’ü 1,6 kg havadan ağır CO’dan daha zehirli, kimyasal olarak etki
yapan, havada % 0,07 oranındaki miktarı insana rahatsızlık veren, % 0,1’i de
insanın kendini kaybetmesine ve ölümüne neden olan zehirli gaz. Maden
ocaklarında bu gaz kireç kullanılarak etkisiz hale getirilir.
KÜL,
Yakıtın içinde bulunan ve
yanma olayı sonucunda yakıttan geri kalan, yanmayan ve ağırlık yüzdesi olarak
ifade edilen artık. Yakıtın bünyesine teşekkül sırasında giren anorganik (CaSO4,
FeSO4, SiO2, N2 gibi) maddelere sabit kül,
üretim esnasında kömüre karışmışolan kil, kum vb. maddelere de serbest kül
denir.
KÜL MONİTÖRÜ, İngiltere atom enerjisi kurumu ve Milli
Kömür Kurumu maden araştırma bölümü tarafından, öncelikle kömür için
geliştirilmişolan ve kömürün kül miktarını devamlı olarak ölçen cihaz. Cihazın
çalışma prensibi; pluton 238 izotopu tarafından radyasyona tabi tutulan kömür
nümunesinden geriye yayılan X- ışınlarının devamlı ölçülmesi sonucu kül
miktarının tesbit edilmesidir. Bu tesbite yardımcı olan faktör, kömür külünde
bulunan atom numarası yüksek olan elementlerdir. Çünkü radyasyon emilmesi
olayı, kimyasal elementlerin atom numaralarının artmasıyla doğru orantılıdır.
Yanma olayından sonra külde bulunan Si 14, aluminyum 13, kükürt 16 ve demir 26
atom numaralarını haiz olan elementler, külün içinde bulunmayan ; hidrojen 1,
karbon 6, oksijen 8 ve nitrojen 7 atom numaralı elementlere nazaran daha yüksek
absorpsyon katsayısını haiz olduklarından külü teşkil eden bu elementler daha
düşük X ışını yansıtmaktadırlar. Almanya Ruhrkohle şirketi tarafından ise
amerikum 241 izotopu kullanan alternatif bir cihaz geliştirilmiştir.
Kül monitörü genellikle; sabit kül miktarı istenen kömür harmanlama
tesislerinde (termik santrallerde), kül açısından kalite kontrolünde ve tesis
çalışmasını kontrol için gerekli yönetim bilgilerinin elde edilmesinde
kullanılır.
Kül monitörü sistem bakımından değişik bir
şekilde jiglerde ve kömür silolarının dolma durumunu kontrol etmekte ramble ile
kömür üretilen ayaklarda ramble malzemesinin üretilen kömüre karışıp
karışmadığını kontrol etmek; gibi yerlerde de kullanım alanı bulmuştur.

KÜLBÜTÖR, 1) Ocak
arabalarını bir manivela kolu ile tumba etmek için yapılmıştertibat. (Küçük
tumba) —> Tumba. 2) İçine giren
vagonları başaşağı çevirerek boşaltmakta kullanılan düzen. 3) Supaplar silindir
kafasının tepesindeyken, bunların hareket kumandasını oradan göndermeye olanak
veren parça (mil).
KÜLÇE , 1)
Eritilerek kalıba dökülmüşmetal veya alaşım kütlesi ; külçe altın, külçe
gümüşgibi. 2) Bir işleme uğratılmamışbüyükçe metal parçası .
KÜLÜNK,
Genellikle mermer
madenciliğinde kullanılan iki ucu sivri ve sapı kızılcık dalından
yapılmışbalyoz.

KÜLÜNKÇÜ,
Külünkle mermer blokların
yüzeylerini düzelten kalifiye işçi.
KÜP
TAHKİMATLI AYAK İŞLETME METODU, Hemen tahkimata ihtiyaç gösteren çok çürük maden yataklarında
başyukarı, başaşağı veya V şekli ile ufki dilimli ve rambleli olmak üzere
çeşitli şekillerde, maden yatağının şekline göre geliştirilebilen, maden için
muvakkat bir mesnet teşkil etmek ve işçilerin işyerine girebilmelerine imkan
vermek üzere kübik kasaların ağaçları özel bir şekilde centili olarak
hazırlanıp ocağa getirilen ağaç tahkimatlı (üretim) işletme metodu. Bu usül
diğer birçok işletme metodlarının uygulanmasında bırakılan topukların
alınmasında da kullanılır. Eğer madenin taban ve tavanı (yan taşları) da çok
yumuşaksa kübik kasalar kafi gelmeyeceğinden kazıdan sonra boşalan hacim ve
kasaları bağlanan (tahkimatı yapılan) yerler derhal ramb-le edilir.

KÜRE,
Maden ocağı (Osmanlı
dönemi deyimi.)
KÜRECİLİK,
Madencilik. (Osmanlı
dönemi deyimi.)
KÜRESEL
DOKU, —> Sferolit doku.
KÜREVİ
TESVİYE RUHU, Üstü küre
şeklinde bir cam ile örtülmüşkutudan ibaret, içinde eter ve hava kabarcığı, cam
kubbenin ortasında, yatay durumu göstermesi halinde hava kabarcığının
yerleştiği çizilmişküçük bir daire bulunan tesviye aleti. Kürevi tesviye
ruhları genel olarak topoğrafik ölçme yapmaya yarayan aletlerin kaba
tesviyesinde kullanılır.
KÜREVİYAT
HATASI, Topografik
ölçmeler-de, dünya yüzeyinin tam bir düzlem olmaması yanında, dünyanın şeklinin
de tam bir küre olmalıp, beyzi bir şekilde yani kutuplarda basık, ekvatorda
şişkin olması nedeniyle meydana gelen hata. Dünyanın büyük yarıçapı 6.337.397
m., küçük yarıçapı 6.356.079 m’dir. Dünyanın ortalama yarıçapı 6.356.268 m’dir.
Topografik ölçmelerde küreviyat hatası cetvel şeklinde hazırlanmıştablolara
göre yapılır.
KÜREYİCİ,
Maden veya postayı, sabit
bir makara üzerinden dönüşyapan sonsuz halat yardımıyla geriye doğru küreyen
mekanik düzen.
KÜSKÜ, 1)
Bir ucu sivri diğer ucu tornavida ağzı şeklinde yassıtılıp özel şekilde
bükülmüşve bazı tiplerinde bu uca çivi vb. şeyler sökümünde yararlanmak üzere V
şeklinde yiv açılmışvurma veya kanırma suretiyle koparma veya kavlak düşürmeye
yarayan araç. 2) Mermer işletmeciliğinde kullanılan sivri veya yassı uçlu
0,5-1m boyunda çelik, delme veya yarma aleti.
KÜTLECE
DOLDURMA ORANI,
Sıvılaş-tırılmışpetrol gazı depolama kurallarıyla ilgili bir kavram olup;
LPG’nin 15,6°C daki nisbi yoğunluğuna bağlı olarak, depolama kabına konulmasına
müsaade edilen LPG kütlesinin depolama kabının alabileceği 15,6°C daki suyun
kütlesine oranıdır. (TS 144-6.5.1998)
—> Hacimce doldurma oranı.
KÜTÜK, Mayi
metalin, kare, dikdörtgen veya çokgen kesitli kalıplara dökülerek soğutulması
sonucu elde edilen ve dövme (forging), hadde (rolling) ve/veya çekme
(extrusion) preslerinde kullanılan metal külçe.
KÜVEK, —> Pomza taşı.
KVEBRAÇO, Sondaj çamurunun özelliklerini iyileştirmek 150 ½C
sıcaklıklara kadar çamurun bozulmasını önlemek için kullanılan, tanin ihtiva
eden sondaj çamuru katkı maddesi.